Makale Sahibi: Çevre Mühendisi Orhan TİRYAKİOĞLU

Çevre ve Hukukun Buluşma Noktası

GİRİŞ: 
Çevre hukuku, hem diğer hukuk dallarıyla (idare hukuku, anayasa hukuku, uluslararası hukuk, özel hukuk, ceza hukuku) hem de diğer bilim dallarından özellikle ekoloji, ekonomi, biyoloji ve kimya ile sıkı bir bağlantı içindedir. Çevre hukuku başta ekoloji olmak üzere biyoloji, fizik, kimya, ekonomi ve sosyoloji gibi dallarla yakın bir ilişkidedir. Çevre hukukuna ilişkin normların hazırlanmasında özellikle bu bilim dallarının sunduğu verilerin dikkate alınması gerekmektedir. Öte yandan bu bilim dallarının sunduğu verilerin uygulamaya aktarılarak anlam kazanması da hukuki düzenlemelerle gerçekleşmektedir.
‘Çevre Hukuku’; iki bilim dalının ortak noktası olarak değerlendirildiğinde, çevre bilimcilerin hukuku bilmelerini, hukukçuların da ekolojik kavramları ve eko sistemi tanımlamalarını zorunlu kılmaktadır. Çevreyi kullanırken olumsuz sonuçlar ortaya çıktığında, aykırılıkları önleyici ve olumsuzluklardan caydırıcı önlemlerin alınması gerektiğinden, hukuk çerçevesinde kurallar koymak zorunlu olmaya başlar. Bu durumda çevreciler, kendilerini korumak için hukuku bir araç olarak kullanırlar; hukukçuların da doğru mütalaâyı yapabilmeleri için çevrecilerin dilinden anlaması gerekmektedir.

TANIMLAR: 
Çevre hukuku: 
Çevrenin korunması amacını taşıyan tüm hukuk normlarını kapsayan bir hukuk alanıdır.
Çevre hukuku, özellikle sanayi devriminden sonra insanoğlunun yürüttüğü faaliyetler ile ortaya çıkan ve günümüzde küresel bir nitelik kazanan çevre sorunlarına hukuki açıdan çözüm arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Çevre: 
Tüm disiplinlerin üzerinde uzlaştığı bir çevre tanımı yoktur. Çevrelemek fiili esas alındığında, çevrenin gündelik dilde bir nesne odak alınarak tanımlandığı görülür.
Çevre Kanunu’nun 2. maddesi ise, çevreyi canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam olarak tanımlamaktadır. Bu tanım gereği, canlıların yaşamı üzerinde etkili olan bütün faktörler onun çevresini oluşturmaktadır.
Çevre kirliliği: 
Çevre kirliliği, çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etkidir.

Bulanık Mantık
‘Bulanık mantık’; belirsizliklerin anlatımı ve belirsizliklerle çalışılabilmesi için kurulmuş katı bir matematik düzen olarak tanımlanabilir. Bilindiği gibi istatistikte ve olasılık kuramında, belirsizliklerle değil kesinliklerle çalışılır ama insanın yaşadığı ortam daha çok belirsizliklerle doludur. Bu yüzden insanoğlunun sonuç çıkarabilme yeteneğini anlayabilmek için belirsizliklerle çalışmak gereklidir.
Bulanık mantık ile klasik mantık arasındaki temel fark bilinen anlamda matematiğin sadece aşırı uç değerlerine izin vermesidir. Klasik matematiksel yöntemlerle karmaşık sistemleri modellemek ve kontrol etmek işte bu yüzden zordur, çünkü veriler tam olmalıdır. Bulanık mantık kişiyi bu zorunluluktan kurtarır ve daha niteliksel bir tanımlama olanağı sağlar. Bir kişi için 38,5 yaşında demektense sadece orta yaşlı demek birçok uygulama için yeterli bir veridir. Böylece azımsanamayacak ölçüde bir bilgi indirgenmesi söz konusu olacak ve matematiksel bir tanımlama yerine daha kolay anlaşılabilen niteliksel bir tanımlama yapılabilecektir.

DEĞERLENDİRME: 
Kaotik Ortam
Çevre sorunları, neden ve sonuçları itibariyle iç içe geçmiş olduğundan, bu sorunlar birbirinden soyutlanarak ele alınamaz. Örneğin ‘hava kirliliği’; ormansızlaşmanın bir nedeni olduğu gibi bir sonucudur. Bu durum, çevresel varlıkların ekosistemde karşılıklı bir etkileşim içinde bulunmalarının bir sonucudur. Bugün için yerel veya bölgesel nitelik taşıyan bir çevre sorunu yakın zamanda evrensel etkiler doğurabilir. Örneğin, küresel ısınma gibi evrensel sorunlar esasında yerel düzeydeki çevresel kirliliklerin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Çevre sorunları ayrıca, geniş kapsamlı ve uzun vadeli etkiler doğurmaktadır. Çevre sorunları bu bağlamda, sadece belli kişileri değil, herkesi hatta gelecek kuşakları da etkilemektedir. Bunun yanı sıra çevre sorunlarının olumsuz sonuçları kalıcı olabilmekte ve ortaya çıkan zararların giderilmesi zor nitelikte olup büyük maliyetleri gerektirebilmektedir. Öte yandan çevresel fiillerde olumsuzluklar, eylemden çok sonra ortaya çıkabilir ve bu faaliyetlerin ortaya çıkardığı etkiler uzun süreler alabilir. Çevre kabahati, genelde rastgele gözlemle veya baskın ile saptanabilirken;  (olumsuz/kalıcı bozulmalar yaratan) çevresel suçlarda fiilin gerçekleştiği ânın ve kirletici miktarının tespiti çoğu kez güçtür.
Gerçekte çevre, bir döngü içermektedir; maddeler doğa içinde sürekli değişmekte ve eğer özümleme sınırı aşılmazsa, doğaya salınan bir kirletici kendiliğinden ortadan kalkabilmekte, ‘eko sistem’ işlemektedir. Öte yandan çevre; ‘özümleme kapasitesi’ni kullanır; atılan bir kirletici, çevreyi etkileyemeden ‘döngüde eritilmiş bir kirletici’ durumuna geçer. Ayrıca hareketli olmayan üretim evlerinin bulunduğu bir çevredeki ‘kirletici fâil’ (noktasal kirletici kaynak), teknik hesaplar yoluyla ortaya çıkarılabilmektedir. Ancak bu hâlde kaynaktan salınan kirletici durdurulduğunda, yine özümleme devreye girmekte, kirlenme ortadan kalkabilmektedir.
Aslında gerçek hayata baktığımızda hemen hemen hiçbir şey kesinlikle doğru veya kesinlikle yanlış değildir. Özellikle ölçülemez olan ama çokluğu veya azlığı rahatsız edici bulunan, hatta kişiye göre değişen çevresel etkilerde, ortak noktayı bulmanın mümkün olmadığı kolayca anlaşılır. Böylesi durumlarda herkese göre değişen algıları, tek sonuç olarak vermekten kaçınmak; disiplinler arasındaki eşiği doğru belirlemek için de çözüme giden bir yol olarak dikkate alınabilir. Çevrecinin, hukukî alana girmesiyle gerçekte bu olumsuz etkilerin çevre hakkını ne kadar örselediği irdelenmektedir. Öte yandan hukukçunun, çevresel tanımlara girmesi de aynı şekilde etkilerin yol açtığı çevresel algılara bağlı ortaya çıkan kaygılardan oluşmaktadır.
Disiplinden Bakış 
Çevre disiplininde çalışanlar; ‘çevre hukuku’ ile ilgilenmeleri gerektiğinde, çoğu kere kendi disiplinlerinin gerektirdiği tekniklerin dikkate alınıp alınmadığına bakarak, sonuçlarının çevre için önemli olup olmadığını değerlendirirler. Karmaşık doğa döngülerinin yer aldığı eko sistemde, bazen bir kirleticinin ortamda seyrelip gitmesi, diğerlerine göre bir ‘çevre kirlenmesi’ iken, çevrebilimci için bu, ‘etkisi hesaplanmış’ ve ‘döngüde eritilmiş bir kirletici’ olarak değerlendirilir.
Çevreciler, kirletici ve kirlenmenin düzeyine bakarak, hukuk çerçevesinde öngörülen yaptırımları değerlendirmeye başladıklarında; bu kez önleyici cezaî karşılıkların kıyaslanmasına girmekte, bu suç unsurlarının irdelenmesinde hukukî mütalaâ yapmayı zorunlu bir çıkarım olarak algıladıkları gözlenmektedir. Çevresel kirlenmenin olup olmadığı kanaâti sorulmuşken, suç unsurlarının bazen salt çevre kaygısı ile yükseltildiği, bazen de çevrebilim açısından hiçbir suç unsurunun var olmadığı, buna bağlı olarak da ceza verilmesine yer olmadığı kanaâti doğmaktadır.
Öte yandan hukuk disiplininden bakıldığında, ‘özümleme kapasitesi’nin yanlış algılanmasına veya deneylenmeksizin yapılan gözlemlere bağlı kalınarak, çevresel bir kirlenmenin cereyan ettiği, sonuçta buna bağlı önleyici idarî veya adlî yaptırımların başlatıldığı görülür. Bazen bir soruşturma yetkilisinin, çevrenin kirlenmesine ilişkin teknik bir yorumu yaptığı, bazen de hiç kirlenme olmadığı yönündeki bir hukukî mütalaâsı ile dosya kapatılır veya kovuşturmaya yer olmadığı hükmüne varılır. Çoğu kez soruşturma aşamasından kolaylıkla geçen çevresel kirletici salınması süreci; teknik ayrıntıların yüzeysel geçildiği raporlamaları tâkiben, kovuşturmanın akâbindeki bir hükümle sosyal açıdan da geri dönülemez yıkıcı sonuçları da beraberinde getirir.

SONUÇ
Bilimsel çıkış noktasında iki disiplinin ortak noktası, karşısındaki disiplini tanımak ve onun dilini anlamakla başlatılmış ancak, uygulamacıların yetkinliğine bağlı olarak ayrıntılara girildiğinde, ortak noktanın oldukça kaygan bir buluşma noktasına sahip olduğu gözlenmiştir. Bazen çevreciler, hukuk alanına girmekte ve yargı biriminin görüşlerini etkileme düzeyinde hukukî mütalaâ vermekte; bazen de hukukçular, çevresel yorumları üstlenerek kirlenmeyi yoksaymakta, yahut kovuşturmaya ve cezaî yaptırımlara hükmetmektedirler.
Çevre hukuku, sadece farklı bir disiplin olmakla yetinmediğinden; kendi karmaşık tekniğinin gerektirdiği yetkinlikle değerlendirilmesi gereken bir disipline yükseltilmelidir. Çevresel bir fiilin yaptırım çerçevesi çizilirken, çevresel saptamaların ardından hukukî mütalaâ süreci yürütülmelidir.
Öte yandan uzlaşmacı bir görüş olarak; çevre ve hukuk bilimcileri ve uygulayıcılarının, bazen belirsiz kalan noktaların ortaya konulmasını sağlayıcı nitelikte olan ve diğer disiplinin noksan bırakması muhtemel değerlendirmeleri yaparak yol gösterici hükümleri sunması, ortak noktayı örseleyen bir durum olarak görülmemelidir.

Çevre Mühendisi Orhan TİRYAKİOĞLU tarafından kaleme alınan “ÇEVRE VE HUKUKUN BULUŞMA NOKTASI”başlıklı makalenin tüm hakları yazarına aittir. Bilirkişi.Net yazardan aldığı özel izinle bu makaleyi yayınlamaktadır. Bu makale 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında korunmaktadır.