Makale Sahibi: Avukat SALİH GÜLGELDİ

Bilirkişilik ve Uzman Görüşü

İÇİNDEKİLER

I) BİLİRKİŞİLİK
A) BİLİRKİŞİLİK KAVRAMI 
B) BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNİ GEREKTİREN HALLER
C) BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNE KARAR VERİLMESİ
D) BİLİRKİŞİ SEÇİMİ  
E) BİLİRKİŞİNİN REDDİ
F) BİLİRKİŞİLİK YAPMAK KURAL OLARAK ZORUNLU DEĞİLDİR
G) BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ VE RAPORU
H) BİLİRKİŞİ RAPORU HAKİMİ BAĞLAMAZ
J) BİLİRKİŞİ ÜCRETİ
K) BİLİRKİŞİNİN SORUMLULUĞU
L) BİLİRKİŞİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
     a)Bilirkişinin haber verme yükümlülüğü
b)Bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü
     c)Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü
 M) BİLİRKİŞİNİN YETKİLERİ
II) UZMAN GÖRÜŞÜ
III) SONUÇ
IV) BİBLİYOGRAFYA

BİLİRKİŞİLİK VE UZMAN GÖRÜŞÜ

Yaptığım bu çalışma da bilirkişi ve uzman görüşü müessesesini anlatmaktan ziyade HUMK’un maddeleri ile HMK’nın maddeleri arasındaki farklılıklara ve  HMK’nın usul hukukumuza getirdiği yeniliklere değindim.Ayrıca HUMK’un kanun maddelerinin sırası takip edilerek farklılıkları ve değişiklikleri anlattım.

I )BİLİRKİŞİLİK

A) BİLİRKİŞİ KAVRAMI
Ne yürürlükteki HUMK’ta  ne de yürürlüğe girecek olan HMK’ta bilirkişiliğin tanımı yapılmaktadır.Sadece maddeler de bilirkişiliğe ilişkin bazı unsurlara yer verilmektedir.
Bilirkişilik çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır;
a)Bir davada, çözümü hakim tarafından bilinmeyen özel ve teknik bilgi gerektiren hallerde oy   ve  görüşüne başvurulan üçüncü kişiye, bilirkişi denir.[1]
b)Yargılama sürecinde,özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda,hakim tarafından bilgi ve görüşüne başvurulan uzman kişilere, bilirkişi denir.[2]
c)Başka bir tanımda.bilirkişi,bir ihtilafı sona erdirme durumunda olan hakimin,bilgisinde olmayan tecrübe kurallarına ulaşılması veya tecrübe kurallarına dayanılarak mevcut ihtilaf bakımından sonuçlara varılması şeklinde ortaya çıkabilen konularda çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde sıklıkla başvuracağı kişidir.[3]
Hukukumuzda deliller kesin ve takdiri deliller olarak 2’ye ayrılır.Takdiri delillerden olan bilirkişilik gibi delillere;hakimin bu delilleri serbestçe takdir yetkisine sahip olmasından dolayı, takdiri deliller denir.

B) BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNİ GEREKTİREN HALLER
Yürürlükteki kanunumuzun yani HUMK’un 275.maddesinde; mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez,hükmü yer almaktadır.Bu madde ile bir nevi bilirkişiliğin tanımı yapılmaktadır.
Yürürlüğe girecek olan HMK’ta ise madde 266 da “bilirkişiye başvurulmasını gerektiren         haller” şeklinde düzenleme yapılmış ve HUMK’tan farklı olarak “çözümü hukuk dışında”ibaresi  getirilmiştir.Yine aynı şekilde maddeye “taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden” ibaresi de getirilmiştir.
Uygulamada,Yargıtay “çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde” ibaresinden yola çıkarak hemen her konuda hakimin bilirkişiye başvurmak zorunda olduğuna karar vermektedir.[4]
Madde de  “çözümü hukuk dışında”ibaresi ile hakimin,hakimlik mesleğinin gereği olarak hukuki konular ve sorunlarda bilirkişiye başvuramayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.Ama  eski hukuk ve yabancı hukukun bunun istisnası olduğu ve bu istisnalardan dolayı bilirkişiliğe gidilebilinir.
Hukuki konularda gereksiz yere bilirkişiye başvurulması gerek Anayasa’nın 141.maddesinde gerekse HUMK’un 76.maddesinde belirtilen usul ekonomisine aykırıdır.Çünkü gereksiz yere bilirkişiye başvurulması,gereksiz masraf yapılmasına ve zaman kaybına neden olur.[5]

Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
Özeti:HUMK’un  275. maddesi hükmüne göre hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenmez.
HUMK’un  275. maddesi hükmüne göre hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenmez. Buna rağmen mahkemece bilirkişi incelemesi yapılmış olması kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırıdır……….)[6]

C) BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNE KARAR VERİLMESİ
Yürürlüğe girecek olan HMK ile beraber HUMK 275’ten farklı olarak mahkeme gerek taraflardan birinin talebi gerekse kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınabileceğini açıkça hüküm altına almaktadır
”Taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden”ibaresi eklenmiştir.Ayrıca bir taraf,iddia ve savunmasının ispatı için bilirkişi incelemesinin yapılmasını isteyebilir.[7]

D) BİLİRKİŞİ SEÇİMİ
HUMK madde 276/1 de,bilirkişi seçiminde iki taraf uyuşamazlarsa bilirkişiyi hakimin seçeceği hükmü yer almaktadır.
276/2 de ise özel konularda oy ve düşüncelerini açıklamak üzere resmi kurumlar tarafından saptanmış bilirkişi varsa bilirkişinin bunlar arasında seçilmesi gerekir.
276/3 de ise yalnız bir kişi,bilirkişi seçilebilir.Üçten çok seçilemez.
Yürürlüğe girecek olan HMK 267 ve 268. maddeler HUMK 276.maddeye karşılık gelmektedir. HMK 267 de;bilirkişi sayısının belirlenmesi HMK 268 de ise bilirkişilerin görevlendirilmesi başlıkları düzenlenmektedir.
HMK 267’ye göre; mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.
HMK 268’e göre; (1) Bilirkişiler, yargı çevresinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adli yargı adalet komisyonları tarafından, her yıl düzenlenecek olan listelerde yer alan kişiler arasından görevlendirilirler. Listelerde bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişinin bulunmaması hâlinde, diğer bölge adliye mahkemelerinde oluşturulmuş listelerden, burada da yoksa liste dışından bilirkişi görevlendirilebilir.
(2) Kanunların görüş bildirmekle yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara görevlendirildikleri konularda bilirkişi olarak öncelikle başvurulur. Ancak, kamu görevlilerine, bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde, bilirkişi olarak görev verilemez.
(3) Bilirkişi listelerinin düzenlenmesine, güncellenmesine ve listede kendisine yer verilmiş olanların liste dışına çıkartılmasına ilişkin esas ve usuller, ilgili bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca hazırlanacak olan yönetmelikte gösterilir.
HUMK 276/2 de;bir husus için kanun tarafından belirlenmiş resmi bilirkişiler varsa,hakim bilirkişileri bunlar arasında seçmelidir,hükmü yer almaktadır ve bunlara da resmi bilirkişiler denir.Örnek olarak;Adli Tıp Kurumu gibi.Ayrıca resmi bilirkişiler dışında resmi olmayan bilirkişiler de vardır,bunların seçimi de taraflara ve hakeme aittir.
HMK 267  de üç kişiden fazla kişinin de yani gerekçesi gösterilerek birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun da bilirkişi olarak görevlendirileceği hüküm altına alınmıştır.Bu kurulunda yine tek sayı olacağı belirtilmiştir.
HMK 268/1’de;mahkemelerin,bilirkişileri görevlendirilmesinde yargı çevreleri içinde yer aldıkları bölge adliye mahkemeleri adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenecek bilirkişi listelerinin gözetilmesi esası hüküm altına alınmıştır.
268/2’de ise;resmi bilirkişi mevcutsa,listeye dahi müracaat edilmeden öncelikli olarak onun,mahkeme tarafından bilirkişi sıfatıyla görevlendirileceği hususu hüküm altına alınmıştır.Ancak kamu görevlisi varsa,bağlı bulunduğu kurumla ilgili olarak bilirkişi olarak görevlendirilemez.
268/3 ise; bilirkişi listelerinin düzenlenmesine, güncellenmesine ve listede kendisine yer verilmiş olanların liste dışına çıkartılmasına ilişkin esas ve usuller, ilgili bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikte gösterilir
Yürürlüğe girecek olan HMK ile,CMK’da ,olduğu gibi bilirkişilerin adli yargı çevrelerinde oluşturulacak listelerde seçilmesi yöntemini benimsemektedir.Bu listelerde istenilen alanda bilirkişi bulunmaması halinde diğer illerin listelerinde bilirkişi seçilecek bu da olmaz ise,hakim re’sen bilirkişi seçecektir.Böylece HUMK madde 276 ile taraflara tanınan ve yıllardır uygulanmayan bilirkişinin tarafların kararları ile seçilebilmesi eğer bu sağlanamıyorsa hakim tarafından re’sen seçilmesi ilkesi ortadan kaldırılmış olmaktadır.[8]
Hakimin bilirkişiye başvurması kararı üzerine,tarafların bilirkişi seçiminde anlaşıp anlaşamayacaklarının araştırılması gerekir.Yargıtay bu konuya titizlik göstermektedir.[9]
Bilirkişi sayısında,nitekim karmaşık ve yoğun olan davalarda beş hatta yedi bilirkişi incelemesi yapılması gerekliliği maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından büyük bir ihtiyaç hatta zorunluluktur.Yeni düzenleme bu sıkıntının giderilmesini sağlamıştır.[10]

Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
Özeti: Üçten fazla yerel bilirkişi seçimi HUMK’un 276. maddesi hükmüne aykırıdır. Ancak, bilirkişi seçimindeki bu usulsüzlüğün davada, bilirkişiler ittifakla beyanda bulunduklarından sonuca ulaşmada etkili bir usul yanlışlığı olmadığı açık bir olgudur. Kaldı ki bu husus HUMK’un 428’inci maddesinin son fıkrasında da hükme bağlanmış durumdadır. Bu nedenle olayda, sonuca etkili olmayan, salt bilirkişi seçimindeki adette yapılan usulsüzlük, bozma sebebi yapılamaz. O itibarla, mahkemenin bu yöne değinen direnmesi yerindedir.
….HUMK.nun 276. maddesinde “yalnız bir kişinin ehli vukuf olarak seçilebileceği, 3’den fazla bilirkişi seçilemeyeceği” gereğine işaret edilmiştir. Bu hüküm keşif ve tatbikat yapılmasına ilişkin amir bir hükümdür. Mahkemece hükmün kendiliğinden göz önünde tutulması gerekir. 4 kişi tarafından yapılan uygulamaya göre hüküm verilemez….)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne direnme yolu ile gelen Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davada 4 yerel bilirkişi dinlenmek suretiyle sonuca ulaşılıp ulaşılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki HUMK.nun deliller ve ikamesi başlıklı 8 inci fasılın, 3 üncü kısmında, ehlivukuf ile ilgili olarak getirilen düzenlemede, ehlivukufun iki taraf ittifak edemedikleri halde tahkikat Hakimi tarafından intihap olunacağı, özel uzmanlığı gerektiren hususlarda görüşlerini bildirmek üzere hükümet tarafından seçilen ehlivukuf varsa bunlar arasında seçim yapılacağı vurgulandıktan sonra, yalnız bir kişi ehlivukuf seçilebilir, üçten fazla seçilemez hükmüne yer verilmiştir (HUMK. 276).
Somut olayda, 4 yerel bilirkişi seçilmiş ve tümü aynı beyanda bulunmuşlardır. Üçten fazla yerel bilirkişi seçimi HUMK.nun 276. maddesi hükmüne aykırıdır. Ancak, bilirkişi seçimindeki bu usulsüzlüğün davada, bilirkişiler ittifakla beyanda bulunduklarından sonuca ulaşmada etkili bir usul yanlışlığı olmadığı açık bir olgudur. Kaldı ki bu husus HUMK.nun 428 inci maddesinin son fıkrasında da hükme bağlanmış durumdadır. Yine (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.3.1980 gün 1978/7-1119 esas 1980/1404 karar sayılı ilamında da aynı görüş benimsenmiştir).
Bu nedenle olayda, sonuca etkili olmayan, salt bilirkişi seçimindeki adette yapılan usulsüzlük, bozma yapılamaz. O itibarla, mahkemenin bu yöne değinen direnmesi yerindedir……)[11]

E) BİLİRKİŞİNİN REDDİ
Bilirkişiliğin tarafsızlığını ve dürüstlüğünü sağlamak üzere kabul edilen kurumlardan birisi de “bilirkişinin reddi”konusudur.
HUMK 277 de;bilirkişiler,hakimler gibi reddolunacağı belirtilmiştir.Ret sebepleri de aynıdır.Ret süresinin seçildiği tarihten itibaren üç gün içinde istemde bulunacağı fıkra 2 de belirtilmiştir,bu süreden sonra ortaya çıkan ve öğrenilen ret sebepleri için bilirkişi raporuna itiraz edilerek yeni bir bilirkişi seçilmesi istenebilmektedir.[12]Aynı şekilde 277/1 de ret talebi hakim tarafından hadise şeklinde incelenerek karar vereceği hükmü yer almaktadır.Bilirkişiyi ret talebi,karşı tarafça kabul edilmezse,hakim tarafından(madde 222-225)şeklinde incelenir ve karara bağlanılır.Ret sebebinden dolayı yemin teklif olunmaz.
HMK da ise madde 272’de aynı hüküm yer almaktadır.272/1’de HUMK’a ek olarak bilirkişinin aynı dava ve işte daha önce tanık olarak dinlenmiş bulunması bir ret sebebi teşkil etmeyeceği hükmü yer almaktadır.Kanunun gerekçesinde belirtildiği gibi fıkra bir ile beraber bilirkişilerin hakimin yardımcısı konumunda bulunması olgusunun ağırlık kazanmasını sağlamıştır.
272/2 de;yasaklılık sebeplerinden biri bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi halinde herhangi bir talep olmasa da mahkeme re’sen görevden alabileceği düzenlenmektedir.
272/3 de ise; Ret sebeplerinden birinin bilirkişinin şahsında gerçekleşmesi hâlinde taraflar, bilirkişinin reddini talep edebileceği gibi, bilirkişi de kendisini reddedebilir. Ret talebi veya bilirkişinin kendisini reddetmesinin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılmış olması şarttır. Ret sebeplerinin ispatı için, yemin teklif edilemez
Üç günlük sürenin bir haftaya çıktığını görmekteyiz.Üç günlük sürenin ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılması şartı getirilmiştir.
272/4’ün HUMK’tan farklı bir düzenleme olduğu görülmektedir.272/4’e göre; Görevden alınma, ret ve bilirkişinin kendisini reddetmesine yönelik talep, bilirkişiyi görevlendiren mahkemece dosya üzerinden incelenir ve karara bağlanır. Kabule ilişkin kararlar kesindir. Redde ilişkin kararlara karşı ise ancak esas hakkındaki kararla birlikte kanun yoluna başvurulabilir,hükmü yer almaktadır.
HUMK 276/4’de gerekli görmesi halinde,hakimin bilirkişiye tarafsızlığına dair yemin ettirebileceği hükmü yerine HMK 271’de bilirkişiye yemin verdirilmesi zorunluluğu getirilmiştir ve yeminin içeriğinin nasıl olacağı da yeni düzenlemeyle belirtilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Özeti:Bilirkişilerin şahıslarına karşı yapılan itirazların, hadise şeklinde incelenerek karara bağlanması gerekir. Mahkemece, yapılan itirazlar incelenip karara bağlanmadan, şahıslarına itiraz olunan kişilerin bilirkişi seçilmesi ve bu kişilerin hazırladıkları rapora dayanarak hüküm tesisi doğru değildir.
……Hukuk usulü Muhakemeleri Kanununun 276. maddesinde tarafların birleşmedikleri hallerde bilirkişinin hami tarafından re’sen seçileceği ve aynı Kanunun 277. maddesinde de bilirkişinin şahsına karşı yapılan itirazların hadise şeklinde incelenerek karar verileceği öngörülmüştür. olayda bilirkişilik yapacak kişilerin adlarının saptanması için ilgili merciilere yazılan yazıya gelen karşılık yazıya eklenen listede adları açıklanan kişilerin şahıslarına karşı duruşma zaptında yazılı nedenlerle temyiz edenler tarafından itiraz olunmuştur. Mahkemece, yapılan itirazlar incelenip karar verilmeden şahıslarına itiraz olunan kişilerin bilirkişi seçilmesi ve seçilen bu bilirkişilerin düşüncesine dayanılarak karar verilmesi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.[13]

F) BİLİRKİŞİLİK YAPMAK KURAL OLARAK ZORUNLU DEĞİLDİR
HUMK 278/1’e göre;resmi bilirkişiler,bilirkişilik yapmak zorunda ama resmi olmayan bilirkişilerin, bilirkişiliği  kabul etmek zorunda olmadığı ifade edilmiştir.Ancak,bilirkişi olarak görüşüne başvurulan hususu bilmeksizin sanatını icra etmesi kabil olmayan ve alenen sanatını icra eden kimseler,o husus hakkında bilirkişiliği kabul etmek zorundadırlar.[14]
HMK 270’de ise;bilirkişilik görevini kabulle yükümlü olanlar belirtilmiştir.Madde 270’e
göre; (1) Aşağıda sayılmış olan kişi ya da kuruluşlar, bilirkişilik görevini kabulle yükümlüdürler:
a)Resmî bilirkişiler ile 268 inci maddede belirtilmiş bulunan listelerde yer almış olanlar.
b) Bilgisine başvurulacak konuyu bilmeksizin, meslek veya zanaatlarını icra etmesine olanak bulunmayanlar.
c) Bilgisine başvurulacak konu hakkında, meslek veya sanat icrasına resmen yetkili kılınmış olanlar.
(2) Bu kişiler, ancak tanıklıktan çekinme sebeplerine veya mahkemece kabul edilebilir diğer bir sebebe dayanarak, bilirkişilikten çekinebilirler.
HMK 269’da HUMK 278/3’de farklı olarak bilirkişiye “yemin ettirilmesi”diye bir ibare konulmuştur.
Yargıtay 18.Hukuk Dairesi Kararı:
  “…….Her iki bilirkişi kurulunun Antakya Kavaslı mıntıkasında 2633 parseli emsal alarak düzenledikleri raporlara göre, emsal taşınmaz 5 kata müsaadeli 631.90 m2 alanında bir imar parselidir…..
Sonuç olarak, her iki bilirkişi kurulundan taşınmazın gerçek değeri konusunda yukarıdaki bozma esaslarını gözetecek şekilde ek raporlar alınmalı, ve hasıl olacak duruma göre karar verilmelidir.” hükmünün ikamesine, sair karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, 24.6.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.[15]

G )BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ VE RAPORU
HUMK 281/1 ve 2’de,bilirkişinin belirttiği oy ve görüşü hemen tutanağa geçirilir.Birden fazla bilirkişi varsa aralarında görüşülür ve görüşme sonucu bildirilen oy ve düşünceler tutanağa yazılır,hükmü yer almaktadır.
HUMK 281/3’de işin niteliğine göre bilirkişilerin oy ve görüşlerini yazılı olarak bildirmeleri gerekiyorsa, hakim, raporun kaç nüsha olacağını ve verileceği süreyi belli eder. Bu süre işin niteliğine göre üç ayı geçemez ve aynı zamanda fıkrada bilirkişi raporunda nelerin yer alması ve nasıl düzenleneceği yer almaktadır.
HMK 279/1’de mahkeme,bilirkişinin oy ve görüşünü seçimine göre yazılı yahut sözlü olarak bildirebileceği yer almaktadır.HMK 279;HUMK 281’den farklı olarak son fıkrada bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında hukuki değerlendirmelerde bulunamaz,hükmü yer almaktadır.Bilirkişi yalnız maddi vakıalar hakkında görüş bildirir,hukuki sorunlar hakkında görüş bildirmez.Fakat, uygulamada raporunda hukuki görüş bildiren hatta kendisini hakim yerine koyarak mahkeme kararı gibi rapor düzenleyen bilirkişilere rastlanmaktadır.Bu tamamen kanuna aykırı bir tutumdur.[16]
HMK’ta HUMK 281’den farklı olarak HMK 274’de üç aylık sürenin bilirkişinin talebi üzerine üç ayı geçmemek üzere uzatabilir.Aynı şekilde 274/2’de belirlenen süre içinde raporunu vermeyen bilirkişinin görevden alınıp yerine başka bir kimse bilirkişi olarak görevlendirebilinir,hükmü yer almaktadır.
HUMK 282’de bilirkişi,raporunu mahkeme kalemine verir,verildiği tarihi, yazı işleri müdürü rapora yazar ve yargılama gününden önce örneklerini iki tarafa yazılı olarak gönderir,hükmü yer almaktadır.HMK’ta HUMK 281’den farklı bir düzenleme yoktur.
HUMK 283 önemli bir madde ve 283/1’de hakim raporda eksik ve belirsiz gördüğü konuları tamamlamak ve açıklamak için bilirkişiye yeni sorular düzenleyebilir,sorabilir buna bilirkişide ek rapor istenmesi denmektedir.283/2 ‘de iki tarafta,raporun kendilerine tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde hakimden,bilirkişiden izahat alınmasını isteyebilir,hükmü yer almaktadır.Buna da bilirkişi raporuna itiraz denmektedir.
Raporun eksik ve açık olmayan kısımlarının tamamlanması amacıyla başvurulması halinde ek rapor istenmesi;bilirkişi raporunun tamamen kabul edilmemesi halinde ise rapora itiraz edilmesi söz konusudur.[17]
Yargıtay,bazı kararlarında tarafların madde 283’teki bir haftalık süre içinde bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olmalarının,bilirkişi raporunun kesinleşmesi sonucunu doğurmayacağı,hüküm verilinceye kadar bilirkişi raporuna itiraz edebilecekleri görüşünü benimsemiştir.[18]Baki Kuru’ya göre ise bir haftalık sürenin,hak düşürücü süre niteliğinde olduğudur.
HMK 281/1’de bu sürenin onbeş gün olduğunu görmekteyiz.HUMK 284’de bir değişiklik olmadığını görmekteyiz.Yani hakim,birinci bilirkişi raporu ile durumun aydınlanmadığı kanısındaysa ikinci bilirkişi incelemesini isteyebilir.
Yargıtay,taraflardan sadece birinin bilirkişi raporuna itiraz etmesi halinde,onun lehine usuli müktesap hakkın oluşacağını kabul etmektedir.Bilirkişi raporu değerlendirilirken bu hususun da göz önünde  tutulması gerekir.[19]

Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
Özeti: Taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmesi, diğerinin itiraz etmemesi yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu verilen rapor itiraz edenin, öncekine göre, daha da aleyhine ise önceki rapor itiraz eden taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur, bunun sonucu olarak itiraz etmeyen tarafın razı olduğu miktar aşılarak daha fazla değer belirleyen sonraki rapora dayanılarak karar verilemez.
……Taşınmaz mala az değer biçen birinci bilirkişi kurulu raporu hakkında diyeceklerini bildirmeleri için yan vekillerine mahkemece 5.11.1981 günlü oturumda önel tanınmış ve bunu izleyen 12.11.1981 günlü oturumda rapora davalı idare vekili itiraz ettiği halde davacı vekili tarafından itiraz edilmemiş ve böylece bu değer davalı idare yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu düşünülmeden daha fazla değer biçen rapora tutunularak arttırmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır…….
Taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmesi, diğerinin itiraz etmemesi halinde sonradan yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu verilen rapor itiraz edenin, öncekine göre, daha da aleyhine ise önceki rapor itiraz eden taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur, bunun sonucu olarak itiraz etmeyen tarafın razı olduğu miktar aşılarak daha fazla değer belirleyen sonraki rapora dayanılarak karar verilemez. Mahkemece usuli kazanılmış hak gözetilmeden önceki kararda direnilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirir. Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…..[20]

H) BİLİRKİŞİ RAPORU HAKİMİ BAĞLAMAZ
HUMK 286/1’de bilirkişinin oy ve görüşleri hakimi bağlamaz,hükmü yer almaktadır.HMK 282’de aynı anlamın çıktığını görmekteyiz sadece, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirebileceği yazılmaktadır.
Baki KURU’ya göre “bilirkişi raporu hakimi bağlamaz”ilkesinin anlamı şudur;hakim,bilirkişi raporunu serbestçe takdir eder,bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmazsa,bilirkişiden ek rapor isteyebilir veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabilir.Fakat,hakim bilirkişi raporunda yazılı olan özel ve teknik açıklamalardan,bilirkişi raporunda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebilecek derecede bilgi sahibi olduğu kanısına varabiliyorsa,yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan bilirkişi raporunun aksine de karar verebilmelidir.
Fakat,Yargıtay ise madde 286’yı hakimin,bilirkişi raporunu yeterli görmezse,yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerektiği şeklinde anlamaktadır.
Bilirkişinin raporu hakimi bağlamaz.Çünkü bilirkişi raporu takdiri bir delildir ve hakim bu takdiri delili serbestçe takdir eder.Bilirkişi raporunun hakimi bağlaması,hakimin bağımsızlığı ile bağdaşmaz.[21]

J) BİLİRKİŞİ ÜCRETİ
HUMK 285’te bilirkişi ücretinin,hakim tarafından kararlaştıracağı belirtilmiştir.
HMK 283’te aynı hüküm yer almakta ayrıca madde de ücret dışında Adalet Bakanlığınca çıkarılacak ve her yıl güncellenecek bir tarife üzerinde ücret ile  inceleme, ulaşım, konaklama ve diğer giderlerinin de ödeneceği hüküm altına alınmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı:
 “Davacı, davalının mahkeme kanalıyla yaptırdığı tesbitle bilirkişi olarak görev yaptığını ancak ücretin çok az olması nedeniyle 600.000.000 TL ek bilirkişi ücreti talep ettiğini talebinin 3.1.2000 tarihli hakim kararı ile de kabul edildiğini, davalının ise bilirkişi raporunu dosyadan almadığını ücreti de yatırmadığını belirterek, bilirkişi ücretinin tahsili için başlatmış olduğu icra takibine yapılan itirazın iptalini %40 inkar tazminatının ödetilmesini istemiştir.
……Delil tesbitinde mahkeme bilirkişi düşüncesine başvurulacak ise bilirkişiye takdir edilen ücret veya ödemesi gereken avans ücret mahkemece saptanır ve tesbit isteyen tarafından saptanan bu ücret mahkeme veznesine makbuz karşılığı yatırılır…. Öte yandan tesbit sırasında bilirkişiye tesbit dilekçesini verilmiş, yapacağı işler anlaşılmış olmasına ve bilirkişinin mesleği gereği yapacağı işin ne nisbette emek ve masrafı gerektirdiğini bilmesinin gerekçesine göre mahkemece önceden tesbit edilen ücretin yeterli olmadığını .belirterek, mahkemeden ek ücret talep etmesi bu talebinin mahkemece kabulü halinde de bunun tesbit isteyen huzurunda tesbit tutanağına mahkemece bir karar şeklinde yapılması gerekir. Oysaki mahkemenin tesbit tutanağında bu yönde verilmiş bir karar da yoktur…….
Hukuk genel kurul kararı:

  1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle HUMK.’nun 285. maddesinde “Ehlivukuf ücretinin hakim tarafından takdir edileceğinin” belirtilmiş olup anılan takdiı hakkının hakim tarafından kullanılmasinın herhangi bir şekil şartına bağlanmamış bulunmasına yine anılan yasanın 414-420 maddelerindeki yükümlülüklerde değerlendirildiğinde yerel mahkemenin direnme kararı yerinde görülmesine göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
  2.  Her ne kadar mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmiş ise de bilirkişi ücretinin arttırılmasına ilişkin hakimin takdirini gösteren belge ve artırım olgusu davalıya bildirilmemiştir. Davanın kendine özgü durumu da gözetildiğinde mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykındır. Bozma nedenidir.[22]

K) BİLİRKİŞİNİN SORUMLULUĞU
HUMK 286/2’de; mahkemeye sunulan bilirkişi raporunun maddi olgu ve fiili gerçeklerle bağdaşmadığı yönünde kuvvetli emare ve şüphelerin bulunduğu kanaatine ulaşıldığı takdirde, bu bilirkişiler hakkında diğer kanunlardaki hukuki ve cezai sorumluluklar saklı kalmak şartıyla 19/04/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının tasdikli bir örneği yetkili Cumhuriyet savcılığına gönderilir,hükmü yer almaktadır.
HMK 285.madde ile bilirkişinin hukuki sorumluluğuna özel bir düzenleme getirilmiştir.Bu maddenin 1.fıkrasına göre; bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için devlete karşı tazminat davası açabileceği öngörülmüştür.
285/2’de ise; devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder,ifadesi ile yeni bir düzenleme getirilmiştir.
Aynı zamanda HUMK 445/1 bent 5’e göre de bilirkişinin kasten gerçeğe aykırı açıklamada bulunduğunun anlaşılması halinde yargılamanın iadesi yoluna gidilebileceği belirtilmektedir.
Aynı zamanda HMK 284’de yeni bir düzenleme ve maddeye göre;bilirkişilerin Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi olduğu ifade edilmiştir.
HMK 286 ile de davaların açılacağı mahkemeler başlığıyla özel bir düzenleme yer almaktadır.Bu madde ile yetkili ve görevli yargı yeri belirtilmiştir.HMK 286’ya göre;
(1) Devlet aleyhine açılacak olan tazminat davası, gerçeğe aykırı bilirkişi raporunun ilk derece mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde, bu mahkemenin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi hukuk dairesinde; bölge adliye mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde ise Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görülür.
(2) Devletin sorumlu bilirkişiye karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür,hükmüne yer vermektedir.
HMK 287 ile de rücu davasında zamanaşımı düzenlenmiş ve bu maddeye göre; devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu bilirkişiye, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder. Hükme esas alınan bilirkişi raporu kasten gerçeğe aykırı olarak düzenlenmişse, bu durumda, ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

L) BİLİRKİŞİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
HUMK’ta yer almayan ama HMK’ta düzenlenen yeni kanun maddelerimiz vardır.Bunlar HMK 275’te bilirkişinin haber verme yükümlülüğü,HMK 276’da bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü ve HMK 277’de düzenlenen bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü yeni kanun maddelerimizdir.Şimdi aşağıda bunlara değinmek istiyorum.

a)Bilirkişinin haber verme yükümlülüğü (HMK 275):
(1) Bilgisine başvurulan bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevin, uzmanlık alanına girmediğini, inceleme konusu maddi vakıaların açıklığa kavuşturulması ve tespiti için, uzman kimliği bulunan başka bir bilirkişi ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu veya görevi kabulden kaçınmasını haklı kılacak mazeretini bir hafta içinde görevlendirmeyi yapan mahkemeye bildirir.
(2) Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirebilmek için, bazı hususların önceden soruşturulması ve tespiti ile bazı kayıt ve belgelerin getirtilmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunun sağlanması için, bir hafta içinde kendisini görevlendiren mahkemeye bilgi verir ve talepte bulunur,hükmüne yer verilmektedir.
HMK 275 ‘te bir haftalık süre,Adalet Komisyonu tarafından getirilmiştir.Tasarıda ilgili madde de hemen ibaresi vardı.

 b)Bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü(HMK 276):
Bilirkişi, mahkemece kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye bırakamaz,şeklinde düzenlenmiştir.Gerekçe de bu hüküm,bilirkişinin yargılama süreci içinde bir kamu görevini yapmakta olduğunu,dolayısıyla bu görevin yerine getirilmesi de,diğer kamu görevlerinin yerine getirilmesinde olduğu gibi kamu hukuku ilke ve kurallarına tabiidir.Kamu hukuku alanında bu konuda işlerlik kazanmış olan temel ilke ise,bir kamu görevinin ilgilisi tarafından bizzat yerine getirilmesidir.

 c)Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü(HMK 277):
Bilirkişi, görevi sebebiyle yahut görevini yerine getirirken öğrendiği sırları saklamak, kendisi ve başkaları yararına kullanmaktan kaçınmakla yükümlüdür,ifadesine yer verilmiştir.

M )BİLİRKİŞİNİN YETKİLERİ
HMK 278’de bilirkişinin yetkileri başlığıyla HUMK’tan farklı olarak yeni bir düzenleme daha getirilmişitir.HMK 278’e göre;
(1) Bilirkişi, görevini, mahkemenin sevk ve idaresi altında yürütür.
(2) Bilirkişi, görev alanı veya sınırları hakkında tereddüde düşerse, bu tereddüdünün giderilmesini, her zaman mahkemeden isteyebilir.
(3) Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirirken ihtiyaç duyarsa, mahkemenin de uygun bulması kaydıyla,  tarafların bilgisine başvurabilir. Taraflardan birinin bilgisine başvurulacağı hâllerde, mahkemece bilirkişiye taraflardan biri bulunmaksızın diğerinin dinlenemeyeceği hususu önceden hatırlatılır.
(4) Bilirkişinin oy ve görüşünü açıklayabilmesi için bir şey üzerinde inceleme yapması zorunlu ise mahkeme kararı ile gerekli incelemeyi yapabilir. Bu işlemin icrası sırasında taraflar da hazır bulunabilir,şeklinde düzenlenmiştir.

II) UZMAN GÖRÜŞÜ
HUMK’ta olmayan ama HMK ile birlikte usul hukukumuza girecek olan yeni kurumlardan birisi de uzman görüşü kurumudur.Kanunun gerekçesinde söylediği gibi uzman görüşü,bilirkişilikten farklı bir kurumdur.
Uzman görüşü HMK madde 293’te düzenlenmektedir.Bu maddeye göre ;
(1) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.
(2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir.
(3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz,şeklinde düzenlenmektedir.
293/1’e göre;tarafların bilirkişi dışında uzmanından bilimsel mütalaa alabileceği de düzenlenmektedir.Ayrıca,kişilere uzman görüşüne başvurulduğunda yeni bir süre verilemeyecektir.Maddenin gerekçesinde belirttiği gibi hakim dosyaya sunulan uzman görüşünü serbestçe takdir edecektir.
293/2’de ise uzman kişinin mahkemede talep üzerine veya re’sen dinlenebileceği belirtilmiştir.
293/son fıkrada ise geçerli özrü olmadan gelmeyen uzman kişinin hazırladığı rapor mahkeme tarafından değerlendirmeye tabii tutulamayacağı belirtilmiştir. HMK 285.madde ile bilirkişinin hukuki sorumluluğuna özel bir düzenleme getirilmiştir

III )SONUÇ:
Hukukumuzda  önemli kurumlardan olan bilirkişiliğin ne HUMK’ta ne de HMK’ta tanımının yapıldığını görmekteyiz.Maddeler de sadece özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde   bilirkişiye başvurulacağı belirtilmektedir
Bilirkişi seçiminde HMK 268/1’de;mahkemelerin,bilirkişileri görevlendirilmesinde yargı çevreleri içinde yer aldıkları bölge adliye mahkemeleri adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenecek bilirkişi listelerinin gözetilmesi esası hüküm altına alınmıştır.
Bilirkişiliğin tarafsızlığını ve dürüstlüğünü sağlamak üzere kabul edilen kurumlardan birisi olan bilirkişinin reddi konusunda bir takım değişikler bulunmaktadır. Üç günlük sürenin bir haftaya çıktığını görmekteyiz.Üç günlük sürenin ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde yapılması şartı getirilmiştir.
Bilirkişilik görevini kabulle yükümlü olanlar madde de detaylı şekilde gösterilmiştir.
HMK’ta HUMK 281’den farklı olarak HMK 274’de üç aylık sürenin bilirkişinin talebi üzerine üç ayı geçmemek üzere uzatabilir.Aynı şekilde 274/2’de belirlenen süre içinde raporunu vermeyen bilirkişinin görevden alınıp yerine başka bir kimse bilirkişi olarak görevlendirebilinir,hükmü yer almaktadır.Bilirkişi raporuna itiraz süresinin bir haftadan iki haftaya çıktığını görmekteyiz.
HUMK 286/1’de bilirkişinin oy ve görüşleri hakimi bağlamaz,hükmü yer almaktadır.HMK 282’de aynı anlamın çıktığını görmekteyiz sadece, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirebileceği yazılmaktadır
Bilirkişinin ücreti konusunda önemli bir değişiklik olmadığını görmekteyiz,sadece diğer giderlerinin de ödeneceği belirtilmektedir.
HMK 285.madde ile bilirkişinin hukuki sorumluluğuna özel bir düzenleme getirilmiştir. Aynı zamanda HMK 284’de yeni bir düzenleme ve maddeye göre;bilirkişilerin Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi olduğu ifade edilmiştir.
HMK 286 ile de davaların açılacağı mahkemeler başlığıyla özel bir düzenleme yer almaktadır.Bu madde ile yetkili ve görevli yargı yeri belirtilmiştir.
HUMK’ta yer almayan ama HMK’ta düzenlenen yeni kanun maddelerimiz vardır.Bunlar HMK 275’te bilirkişinin haber verme yükümlülüğü,HMK 276’da bilirkişinin görevini bizzat yerine getirme yükümlülüğü ve HMK 277’de düzenlenen bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü yeni kanun maddelerimizdir.
HMK 278’de bilirkişinin yetkileri başlığıyla HUMK’tan farklı olarak yeni bir düzenleme daha getirilmiştir.
HUMK’ta olmayan ama HMK ile birlikte usul hukukumuza girecek olan yeni kurumlardan birisi de uzman görüşü kurumudur.Kanunun gerekçesinde söylediği gibi uzman görüşü,bilirkişilikten farklı bir kurumdur.HMK 293/1’e göre;tarafların bilirkişi dışında uzmanından bilimsel mütalaa alabileceği de düzenlenmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

1 ) Budak, Ali Cem: Hukuk Muhakemeleri Kanunu (4.Baskı,2011)
2 ) Kuru/Arslan/Yılmaz: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (32.Baskı,2008)
3 ) Deryal,Yahya :Türk Hukukunda Bilirkişilik (3. Baskı,2010)
4 ) Budak,Ali Cem :Medeni Usul Hukuku Ders Malzemesi (1.Baskı,2009)
5 ) Pekcanıtez/Atalay/Özekes :Medeni Usul Hukuku (5.Bası,2006)
6 ) Kuru/Arslan/Yılmaz :Medeni Usul Hukuku (19.Baskı,2008)
7 ) Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler (4.Bası,2010)


[1]Kuru,Arslan,Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.451.
[2]Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.41.
[3]Alangoya/Yıldırım/Yıldırım,Medeni Usul Hukuku Esasları,6.Bası,İstanbul 2006,s.386(Yahya Deryal Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.41.)
[4]Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.452.
[5]Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku,5 Bası,s.461.
[6]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:1986/4724,Karar Numarası:1987/583,Karar Tarihi:01.07.1987(http://www.legalbank.net/)
[7]Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.454.
[8]Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.259.
[9]Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal.Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,s.259.
[10]Öztürk/Erdem,s.490;Dönmez,2007,s.1155,1156.( Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı)
[11]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Masası:1992/8-855,Karar Numarası:1993/593,Karar Tarihi:20.10.1993(http://www.legalbank.net/)
[12]Kuru,1990,s.1863.( Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı)
[13]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:1982/7-619,Karar Numarası:1984/677,Karar Tarihi:08.06.1984(http://www.legalbank.net/)
[14]Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.456.
[15]Yargıtay18.Hukuk Dairesi,Esas Numarası:1999/6034.Karar Numarası:1999/8654.Karar Tarihi:24.06.1999(http://www.legalbank.net/)
[16]Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.457.
[17]Yrd.Doç.Dr.Yahya Deryal,Türk Hukukunda Bilirkişilik,3.Baskı,341.
[18]Kuru/Arslan/Yılmaz,Medeni Usul Hukuku,19.Baskı,s.458.
[19]Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku,5 Bası,s 466.
[20]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:1983/5841,Karar Numarası:1985/573,Karar Tarihi:07.06.1985(http://www.legalbank.net/)
[21]Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler,4.Bası,s.263.
[22]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,Esas Numarası:2000/13-1839,Karar Numarası:2000/1849,Karar Tarihi:20.12.2000(http://www.legalbank.net/)

Avukat SALİH GÜLGELDİ tarafından kaleme alınan “BİLİRKİŞİLİK VE UZMAN GÖRÜŞÜ” başlıklı makalenin tüm hakları yazarına aittir. Bilirkişi.Net yazardan aldığı özel izinle bu makaleyi yayınlamaktadır. Bu makale 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında korunmaktadır.