Makale Sahibi: Avukat Nur Hayat BURAN

Bilirkişi: Sorun mu? Çözüm mü?

  1. Giriş ve Amaç

Adli Yargıda bilirkişilik, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun (HUMK) 275-286. maddeleri arasında; Ceza Yargısında bilirkişilik, Ceza Muhakemeleri Kanununun (CMK) 62-73 maddeleri arasında; İdari Yargıda bilirkişilik, İdari Yargılama Usulü Kanununun (İYUK) 31. maddesinde (bilirkişi hususunda HUMK’ un uygulanacağı ancak seçimin resen Danıştay, hâkim veya mahkeme tarafından yapılacağı hususu) düzenlenmiştir. Her üç yasamızın incelenmesinden bilirkişilik müessesesinin temel işlevinin aynı olduğu görülecektir.

HUMK’ da ehlivukuf olarak adlandırılan bilirkişilik Hammurabi Kanunlarından bu yana hukuk âleminde kendisine yer bulmakta ve bilinen ilk bilirkişileri de hekimler oluşturmaktadır.[1] Osmanlı’ da da kendine yer bulan bilirkişilik; ehl-i hibre (sürekli görev yapan bilirkişi) ve ehl-i vukuf (gerektiğinde başvurulan bilirkişi) olarak adlandırılmışlardır. O dönemlerden günümüze dek gelen bu müessese yargılamanın olmazsa olmazlarındandır.

Günümüzde bilirkişilik müessesine çok yüklenilmekte adeta “kanayan yara”[2], “bilirkişi kepazeliği”[3], “Bilirkişiler hâkimden etkili, hasımdan tehlikelidirler.”[4] Şeklinde nitelendirilmektedir. Kimi zaman aynı olayda değişik bilirkişilerden alınan raporlarda, birbirinin zıttı düşünceler ileri sürülmekte, bu durum hem yargılamanın gereksiz uzamasına ve taraflara gereksiz masraf yükletilmesine neden olmakta, hem de tarafları tatmin edici, kuşkudan uzak ve doğru karar vermede yargıya güveni azaltmaktadır. Bu yönüyle bilirkişiliğin dejenere bir yönü bulunmaktadır.

Çağdaş toplumlar, sorunları bulunmayan değil onları çözebilen toplumlar olduğuna göre; bilirkişi sorunu da çözümsüz değildir.[5] Hukuk öğretisi ve az sayıda hukukçu sorunun bilirkişilerden değil, yargının kuralları uygulamamasından kaynaklanmakta olduğunu savunmaktadır.[6] Gerçekten de bilirkişilik hukuk âleminde var olmazsa çoğu davada karar verilmesi mümkün değildir. Bu sebeple biz de sorunun sadece bilirkişilerden kaynaklanmadığını, bunun bir sistem sorunu olduğu görüşündeyiz.
Bu çalışmada bilirkişiliğin yargı sistemimizdeki yerinin, öneminin ve müessesenin sorunlarının saptanmasına çalışılacaktır. Bu yapılırken hâkim ile bilirkişiden beklenenler ayrı ayrı ele alınarak bilirkişilik müessesesi üzerindeki kara bulutların dağılmasına yardımcı olacak çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmaktadır.

  1. Bilirkişiliğin tanımı, yasalarımızdaki yeri, önemi ve gereği

Bilirkişiliğin tanımı; “Bilirkişi, özel veya teknik bilgisinin yetmediği hallerde hâkime yardım eder”.[7], “Bilirkişi, hâkimin sahip olmadığı bilgiyi sağlayan kişidir.”[8] veya “Bilirkişi, kendi mesleğinden ötürü sahip olduğu teknik bilgiye dayalı olarak mahkemeler tarafından maddi vakıalara ilişkin sorular hakkında cevap veren ve cevabı içeriğinde asla hukuki yorum yapmayan, sunduğu rapor hâkim açısından takdiri delil olan, gerçek kişi ve kanunla kurulmuş kurumlardır.[9] Şeklinde yapılabilir.

Yasalarımızda çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye başvurulabileceği düzenlenmiş olup hâkimin mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan hallerde bilirkişiye başvurulamayacağı hususu vurgulanmıştır. Buradan özel veya teknik bilginin ne olduğu sorusu akla gelmektedir.

Teknik bilgi deyince akla tıp, mühendislik ve mimarlık gibi bilim dalları ilk olarak gelmektedir. Bir hâkimin, kişinin ölüm sebebini tayin etmesi kendisinden beklenemeyeceği gibi patenti alınmış bir kimyasalın, dava konusu bir diğer kimyasalla aynı olup olmadığını anlayabilmesi de olası değildir. Özel bilgi denilince de muhasebe, istatistik, matematik, ekonomi, sigortacılık, iş sağlığı ve güvenliği, trafik kuralları, eski eserler, emlak, grafoloji, yabancı dil bilgisi vs. akla gelmektedir. Zira Yargıtay kararlarında senette yapılan tahrifat iddiasının bu konuda özel bilgi ve yeteneği haiz bilirkişi tarafından araştırılması gerektiğine[10] karar vermiştir. Görüldüğü üzere bilirkişi yargılamanın olmazsa olmaz ayaklarından birini oluşturmaktadır.

  1. Hukukçu Bilirkişi

Yasalarımıza göre “hukukçu bilirkişi” olmamalıdır. Zira hâkim zaten bir hukukçudur ve Baki KURU’ ya göre “bir davanın en iyi bilirkişisi yargıçtır.”[11] Ancak günümüzde hukukçu bilirkişiye sık sık başvurulduğu görülmektedir. Yasalarımıza göre yasak olan bu durum Yargıtay kararları ile çoğu davada neredeyse bir zorunluluk haline dönüşmüştür.[12] Bu sebeple kurulan bilirkişi derneklerinin internet sitelerinde bilirkişilik yapılabilecek uzmanlık alanları arasında hukuk da zikredilmektedir.[13] Kanımızca günümüz şartları gereği Yargıtay’ın işaret ettiği birtakım davalarda hukukçu bilirkişiden faydalanılması mümkündür. Zira İYİMAYA’ nın verdiği örnek, hukukçu bilirkişinin gerekliliği bakımından oldukça ilginçtir:

Bir trafik kazasında cismani zarara uğrayan üç yaşındaki bir çocuğa yüklenecek kusur oranını belirleme bakımından bilirkişi incelemesine gidiyor. Bilirkişi küçüğe %70 kusur veriyor. Oysa kusur ehliyeti, bu problemde kusur incelemesine gitmenin tartışmasız engelidir ve bilirkişinin uzmanlığı dışındadır.”[14] Ancak hukukçu bilirkişi seçilirken unutulmaması gereken; 40 yıllık mesleki tecrübesi olan bir avukatın uzman değil sadece tecrübeli olduğudur. Zira 40 yıllık uygulama bilgisi “pratisyen” hekimi “uzman” yapmaya yetmez.[15]Bu sebeple seçilecek hukukçu bilirkişinin de bilirkişilik yapacağı hukuk dalında en azından diğer meslektaşlarına oranla fark yaratmış olması (uzmanlık belgesi, sertifika, yüksek lisans, doktora vb.) aranmalıdır.

Bu konuda ayrıca CMK.m.67’ de ve onunla paralel olarak HUMK tasarısında da kendisine yer bulan “uzman görüşü” ne değinmek gerekir. Yasalarımızda uzman görüşü alınmasına olanak sağlanmıştır. Bundan önce de dosyalara genellikle akademisyenlerden alınan mütalaaların sunulduğu malum olsa da yasalarımıza bu hükümlerin getirilmesi “uzman görüşü” nü yasallaştırmaktadır. Uzman görüşü almaya olanak tanıyan yasa maddeleri çerçevesinde bir hukukçudan pekâlâ görüş alınabilecektir. Zira bu hususu yasaklayan bir madde mevcut değildir. Ayrıca HUMK’ a göre alınacak uzman görüşü için sarf edilecek giderler uzman görüşünden yararlanan tarafça karşılanacak; yargılama giderlerinden sayılmayacak ve uzman görüşü almak isteyen tarafa ek süre verilmeyecektir. Bu sebeple bu müessesenin yargılamaya faydalı olabileceği görüşündeyiz.

Oluşturulacak bilirkişi heyetinde –Yargıtay’ın hukukçu bilirkişiye cevaz verdiği göz önüne alınarak– hukukçu bilirkişinin bulunması halinde diğer bilirkişilerin uzman oldukları konuları saptamaları ile hukukçu bilirkişinin organizatörlüğünde hâkimin de anlayabileceği şekilde bir rapor kaleme alınabileceği görüşündeyiz.

  1. Bilirkişi seçimi ve bu seçimin önemi

Bilirkişi yasalarımızda belirlenen takdiri delillerdendir. Başka bir görüşe göre de “Bilirkişi düşüncesi delil değil delillerin değerlendirilmesi aracıdır.”[16] Bu nitelikleri itibariyle hâkim bilirkişi raporu ile bağlı değildir. Bu sebeple davada bilirkişiye başvurulmasına gerek olup olmadığına hâkim karar verir. Ancak bazı hallerde bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur. Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı hallerinin tespiti, hayvan alım satımında hayvanın ayıplı olup olmadığının tespiti, neşir sözleşmesinde yazarlık ücretinin miktarının tespiti, kamulaştırılan gayrimenkulün kıymetinin takdiri, bir yerin orman sayılıp sayılmayacağının tespiti hususunda mutlaka bilirkişi incelemesi yapılmalıdır.[17]

Esasında HUMK’ a göre taraflar, seçilecek bilirkişide anlaşma sağlayamadıkları vakit hâkim bir bilirkişi belirler. Ancak bu hüküm günümüzde işlerliğini kaybetmiş bir hüküm haline gelmiş tarafların bilirkişi seçiminde anlaşma sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın hatta taraflara bu imkân sağlanmaksızın hâkimce resen bilirkişi atanmaktadır. Belki de bu sebeple bilirkişilerin adli yargı çevrelerinde oluşturulacak listelerden seçileceği hususu HUMK tasarısında kendisine yer bulmuş, tarafların anlaşma sağlayamadığı hallerde hâkimce resen seçilmesini öngören ilke de böylece ortadan kaldırılmıştır.

Problemlerden bir diğeri de hâkimce duruşmada isim belirlenmeksizin bilirkişi ataması yapılmasıdır. Bilirkişinin kim olacağına daha sonra mahkeme kalemince karar verilmektedir.[18] Bu durum sistemdeki hatalardan biri olup eleştiri çekmektedir. Zira duruşma esnasında bilirkişinin kimliğinin açıklanmaması; tarafların bilirkişinin şahsına olan itirazlarını raporun dosyaya sunulmasından sonraya ertelemektedir ki bu da yargılamanın yavaşlamasına ve gecikmesine neden olmaktadır.
Bilirkişinin kendisine başvurulan konuda kesinlikle uzman olması gerekir. Zira kendisine başvurulan konuda en liyakatli, uzmanlığı belli, belgeli, denetlenebilir, yeterli, nitelikli, çözüme elverişli uzmanlığı olan kişinin bulunması ve bilirkişi olarak onun atanması gerekir. [19]

Bir husus için kanun tarafından belirlenmiş bilirkişilerin varlığı halinde hâkim, bilirkişileri bunlar arasından seçmelidir. Hukukumuzda resmi bilirkişilerden bazıları; Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası, Orman Bakanlığı, Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu olarak sayılabilir. Adı geçen resmi makamlar ülke çapında hizmet vermekte olduklarından tüm Türkiye’nin bilirkişiliğini yaptıkları ortadadır. Bu sebeple dosya adetleri fazla, iş yükleri çok ağırdır. Bu makamların arttırılması yahut yeterli ve yetkin personel sayısına ulaştırılmasının sağlanması ile adalete daha iyi hizmet edebilecekleri görüşündeyiz.

Günümüzde meslek örgütleri de bilirkişiliğe rağbet göstermekle birlikte konuya ilişkin eğitimler vermektedir. Örneğin TÜRMOB, Türkiye Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği gibi bazı meslek örgütleri, üyeleri için seminerler düzenlemekte ve “bilirkişi yetki belgesi” vermektedirler. Bu sayede üyesinin mesleki tecrübesinin bilirkişilik yapmaya yeteceğini bir nevi tasdik etmektedir.

Ayrıca bilirkişinin liyakatinin bilinebilmesi ve Yargıtay’ca da denetlenebilmesi için bilirkişi seçimine ilişkin ara kararda seçilen bilirkişinin kimliği ile uzmanlık niteliklerinin açıkça belirtilmesi gerekir.[20] Bilirkişinin uzmanlık niteliklerinde hiçbir şekilde tartışmaya mahal bırakılmamalıdır.

  1. Bilirkişinin “görev alanı”

Hâkim, dosyada tarafların taleplerini, aralarındaki esas uyuşmazlığı, kendi bilgisi ile çözümleyemeyeceği konuları ayırdıktan sonra dosyayı bilirkişiye tevdii etmelidir.[21] Hâkim, bilirkişiyi görevlendirirken mutlaka uzmanlığına başvurulan konunun çerçevesini çizmeli, “görev alanını” kati bir biçimde belirlemeli, bilirkişiye sorulacak soruları açık ve net olarak seçmeli, hukuku ise kendisi uygulamalı, hükmü kendisi oluşturmalıdır.

Ancak dosyalar “tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda inceleme yapılması için dosyanın bilirkişiye gönderilmesine” yahut “dosyanın bilirkişiye tevdiine” şeklinde verilen ara kararlar gereği bilirkişilere tevdi edilmektedir. Böylesi bir ara kararla dosyayı teslim alan bilirkişi, dosyanın özetini çıkardıktan sonra “ben olsam şöyle karar verirdim” şeklinde fikir beyan etmektedir. Zira bu durumda kalan bilirkişi kendi kendine görev alanını tanımlamakta, kendini adeta hâkim addetmektedir. Oysa bilirkişi durumun fotoğrafını çeker[22] ve hâkimin daha net görebilmesi için gölgeleri aydınlatır, hüküm kurmaz; kurmamalıdır. Aynı şekilde hâkim de“bilirkişinin bilimsel ve teknik görüşünü serbestçe takdir eder. Ancak, bilirkişi yerine geçerek, bilimsel ve teknik bir konuda karar veremez.”[23]

  1. Bilirkişinin ve bilirkişi raporunun nitelikleri

Bilirkişi kayıtsız şartsız tarafsızlık, bağımsızlık içinde olmanın yanı sıra özenli, disiplinli ve dürüst de olmalıdır. Bilirkişi taraflara eşit mesafede olmalı, kin, garez, sempati gibi hislerle hareket etmemelidir. Bilirkişinin açık bir düşünce ve sağlam bir mantık düzeni olmalıdır. Bilirkişi uzman olmalı, uzmanlığının yetmediği bir konu önüne geldiğinde dosyayı geri çevirebilmelidir. Bilirkişi raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında hukuki değerlendirme yapamaz. Hazırladığı raporlar mutlaka gerekçeli ve denetime açık olmalıdır.

Rapor; tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin çözümü ile görevlendirildiği hususlar, inceleme konusu yapılan maddî vakıalar, gerekçe, sonuç, -bilirkişi heyeti mevcutsa- bilirkişiler arasında anlaşmazlık varsa sebebi, düzenlendiği gün ve bilirkişilerin imzaları içermelidir. Ayrıca rapor; açık, net ve hâkimin anlayabileceği dille yazılmalıdır. Raporun “efradını cami, ağyarını mani” olması bir diğer ifade ile ilgilileri içeren, ilgisizleri dışlayan tarzda yazılması gereklidir.[24] Hazırlanan rapordan taraf adedinin bir fazlası kadar nüsha, dosyaya sunulmalıdır.

HUMK tasarısında bilirkişilerin daha önce dinlenmiş olan tanıkların bir kez daha dinlemesini mahkemeden talep edebilme ve dinlenmeleri aşamasında da mahkemede hazır bulunabilme olanağı da tanımaktadır. Dosya kapsamı ve görev alanının doğru anlaşılabilmesi için kimi durumlarda zorunlu olan bu halin, tasarıda bu şekilde çözüme kavuşturulmuş olması sevindiricidir.

Bilirkişi raporunun hazırlanması: Görev kapsamının doğru ve tam anlaşılması, gerekli araştırmanın yapılması ve yazım aşamalarından oluşur.[25]

Hâkim, raporda eksik ve belirsiz bulduğu konuları bilirkişiye yeni sorular sormak kaydıyla açıklattırabilir. Aynı şekilde taraflar da bilirkişi raporundaki eksik ya da belirsiz konuların raporun kendilerine tebliğinden itibaren bir hafta içinde açıklanmasını isteyebilirler. Ek rapor alınabileceği gibi dosya başka bir bilirkişiye de gönderilebilir.

Yasa gereği, tayin olunan bilirkişi birden az üçten çok olamaz. Bilirkişi heyeti varsa önemli olan uyumdur. Zira her bir heyet üyesi kendi uzmanlık alanı dolayısıyla dosyada görevlendirilmiştir. Oysa mevcut yargı düzenimizde heyetten biri raporu yazmakta diğerleri de dosyayı tetkik dahi etmeden sadece imza etmektedir. Bu durum da eleştiri odaklarından birini oluşturmaktadır. Sokrates’in de dediği gibi iyiye ulaşmanın yolu herkesin kendi üzerine düşeni yapmasıdır.

  1. Bilirkişiye verilecek süre

İşin niteliğine göre hâkim, raporun verileceği süreyi belirler. Bu süre işin niteliğine göre üç ayı geçemez. Ancak buna uymayan bilirkişiler mevcut olduğundan hâkim, bilirkişiye vermiş olduğu süreyi açık açık ara kararına yazdırmalı ve buna uyulmamasının müeyyidesini (örn. Oturum harcına çarptırma gibi) de bildirmelidir. Böylece bilirkişi raporlarının süresinde verilmesi sağlanacak ve yargılama süresi makul seviyeye çekilecektir. CMK ile paralel olarak HUMK tasarısında süresinde raporunu vermeyen bilirkişiye uygulanacak yaptırımlar sıralanmıştır.

Hazırlanan raporun duruşma gününden evvel dosyaya sunulması yargılama sürecinin aksamaması için çok mühimdir. Böylece taraflar ve hâkim raporu değerlendirme olanağına kavuşacak, gerekirse itirazlarını bir an önce bildirme şansına sahip olacaklardır.

  1. Bilirkişi raporunun bağlayıcılığı

Bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz. Zira bilirkişi, takdiri deliller arasında yer almaktadır. Ancak yargı düzenimiz bilirkişi raporuna bağlı kalınmasını zorunlu kılmaktadır. Bunun başlıca nedeni uzmanlaşmanın kaçınılmaz olduğu günümüz dünyasında halen hâkimlerimizin asliye hukuk hâkimliğinden sulh ceza hâkimliğine, oradan kadastro hâkimliğine, oradan iş hâkimliğine atanması ve uzmanlaşmalarının önünün tıkanmasıdır. Bu sebeple ihtisas mahkemeleri arttırılmalı[26] ve Türkiye Adalet Akademisinde uzmanlaşma yolunda eğitimler verilmeli, gerekirse belli mahkemelerde hâkimlik yapabilmek için birtakım sınavlar öngörülmelidir. Böylece bilirkişi raporuna beli bağlı olmayan hâkimler yetiştirilmelidir.

  1. Bilirkişi ücreti

Bilirkişi ücreti hâkim tarafından takdir olunur. Bilirkişiye sarf etmiş olduğu emek ve mesaisine karşılık uygunbir ücret takdir olunmalıdır. Belirlenecek ücretin bir rayici, asgari ücret tarifesi bulunmamaktadır. Bu sebeple uygulamada çok düşük ücret takdir olunduğuna rastlanılmaktadır. Bu durumda da davanın çözümüne yardımı olacak bilirkişinin bulunması güçleşmektedir. HUMK tasarısında, Adalet Bakanlığınca bilirkişi gider ve ücret tarifesi düzenleneceği hususuna değinilmiştir. Böylesi bir uygulama hem bilirkişileri, hem hâkimleri hem de avukatları rahatlatacaktır. Meslek yaşantımızda konuları aynı olan davaların farklı mahkemelere tevzi edilmesi sonucu farklı bilirkişi ücreti takdirleri ile karşılaşıldığı ve müvekkillere bu hususun izahında güçlük çekildiği çok olmuştur. Hazırlanacak tarife ile bu sorunun çözüme kavuşacağı görüşündeyiz.

  1. Bilirkişinin reddi, bilirkişilikten çekinme ve bilirkişinin sorumluluğu

Bilirkişiler aynen hâkimler gibi reddolunabilirler.[27] Bu durum, yasanın bilirkişiyi hâkimi önemsediği kadar önemsediğinin bir göstergesidir. Bilirkişiler ancak tanıklıktan çekinme hakkındaki hükümlere göre bilirkişilik yapmaktan çekinebilirler.[28]

Bilirkişi, görevini yaptığı esnada kamu görevlisi gibi hak ve sorumluluklara tabidirler. Bilirkişilerin raporlarında sunulan maddi olguların gerçeği yansıtmadığı hususunda kuvvetli emarelerin bulunması halinde hukuki (tazminat) ve cezai (TCK.m.137-250-252-257-258-266-277 gibi) sorumlulukları mevcuttur. Bunun dışında ayrıca HUMK tasarısında belirtilen -yukarıda bahsi geçen- listeden çıkarılma gibi müeyyideler de mevcuttur. Görüldüğü üzere bilirkişilik sanıldığının aksine sorumluluğu ağır bir kamu görevidir.

  1. Talimat dosyası ile bilirkişilik problemi

Tabiri caizse neredeyse yurdun dört bir tarafından Ankara Adliyesine talimat dosyası yağmaktadır. Ankara’ daki bilirkişi, dosyanın asıl hâkimi ile görüşmeden tam olarak görev alanını anla(ya)madan rapor hazırlamak durumunda kalmaktadır. Bu durumda en az dört beş ay beklenen raporda eksiklik çıkabilmekte ve söz konusu eksiklik yine aynı bilirkişiye aynı yolla dosyanın yeniden gönderilmesi suretiyle giderilmeye çalışılmaktadır. Yine dört beş ay dosyanın beklenmesi gerekmektedir. Oysa daha az önce, rapor verme süresinin üç ayı geçemeyeceği hususu belirtilmişti. Ancak talimat dosyalarında bu süre mecburen aşılmaktadır. Adaletin gecikmesinin sebebi bu durumda yine bilirkişiler olmaktadır. Oysa bulunulan şehirde konuya dair liyakatli bir bilirkişinin araştırılması ve konunun kendisi ile çözümlenmesi mümkünse, bu yolun seçilmesinin yargılamanın gecikmemesi açısından daha uygun olacağı görüşündeyiz.

  1. Sonuç ve öneriler

Bilirkişi, yargılamanın olmazsa olmaz unsurlarındandır. Bilirkişilikle ilgili var olan sorunlar sadece bilirkişilerden değil sistemsel sorunlardan kaynaklanmaktadır. Sorunların çözümü için bilirkişiler ve hâkimlerin yanı sıra Adalet Bakanlığı ile uygulamada yer alan tüm hukukçuların ortak çabası gereklidir. Bunun için;

  1. Öncelikle hâkimlerin uzmanlaşması sağlanarak bilirkişi raporuna beli bağlı olmayan hâkimler yetiştirilmelidir.
  2. HUMK tasarısı ile CMK’ da kendisine yer bulan bilirkişi listeleri titizlikle oluşturulmalı ve hâkimlerin bu listelerden konuya en uygun bilirkişiyi bulmaları, en uygun heyeti oluşturmaları sağlanmalıdır.
  3. Bilirkişi, uzman, liyakatli, dürüst, tarafsız, kin, garez, sempati gibi hislerle hareket etmemeli, gelişmelere açık, üzerine düşeni yapmaktan çekinmeyen, sorumluluk sahibi kişiler arasından seçilmelidir.
  4. Bilirkişinin görevlendirildiği dosyada, görev alanı tam bir çerçeve içine alınmalı ve bilirkişi de bu kapsamın dışına çıkmamalı, hukuki değerlendirme yapmamalıdır.
  5. Yapılacak işe uygun bilirkişi ücreti takdir olunmalıdır.
  6. Hazırlanan bilirkişi raporu en makul sürede dosyaya sunulmalıdır.
  7. Dosya için zaruri olmadıkça talimat yolu ile bilirkişi tayini yapılmamalıdır.
  8. Bilirkişi raporunun “efradını cami, ağyarını mani” olması bir diğer ifade ile ilgilileri içeren, ilgisizleri dışlayan tarzda yazılması, mutlaka gerekçeli ve denetime açık olması gereklidir.
  9. Yargıtay’ın cevaz verdiği durumlarda hukukçu bilirkişiden çekinilmemeli, gerekirse oluşturulacak heyetlerde hukukçu bilirkişilere organizatörlük görevi verilmelidir.

Görüldüğü üzere bilirkişilik müessesesi olması gereken seviyede değildir. Ancak her ne kadar bünyesinde sorunları barındırsa da dile getirmiş olduğumuz çözüm önerileri ve Bakanlığımızın bu konuya eğilmesi ile bilirkişilik müessesesinin sorun olmaktan çıkıp her daim çözüm olmaya başlayacağına inancımız tamdır.

 

[1] Yahya DERYAL; Türk Hukukunda Bilirkişilik, Seçkin, Ankara, 2010
[2] Çetin AŞÇIOĞLU; Yargılamada Maddi Gerçeğin Belirlenmesi ve Kanayan Yara Bilirkişilik; 2010 Mayıs, Yazarın Kendi Yayını
[3] Cemil ÇİÇEK; “Her meslek grubu (kol kırılır yen içinde kalır) dediği, derbi maçını seyreder gibi kenarda seyrettiği, bilirkişi kepazeliği ortadan kalkmadığı sürece
yolsuzlukla mücadele edilmez” dedi Radikal, 07.01.2004
[4] Av. Hulusi METİN  http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=5138
[5] Çetin AŞÇIOĞLU; Bilirkişi Sorunu ve Çözümü, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji Eki, 2010 Temmuz
[6] Çetin AŞÇIOĞLU; Bilirkişi Sorunu ve Çözümü, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji Eki, 2010 Temmuz
[7] Baki KURU; Hukuk Usulü Muhakemeleri Usulü; 1980, 4. Baskı, Cilt II, Sevinç Matbaası
[8] Ali Rıza YÜCEL, Türkiye Mühendislik Haberleri, Sayı;447-2008/1
[9] Av. Ender DEDEAĞAÇ; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı Bilirkişilik ve Uzmanlık Kurumu; http://www.inisiyatif.net/document/37.pdf
[10 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.02.1998 tarih ve 1998/12-54E.-1998/13K. sayılı kararı
[11] Baki KURU; Hukuk Usulü Muhakemeleri Usulü; 1980, 4. Baskı, Cilt II, Sevinç Matbaası
[12] Yargıtay 9. HD. 2009/5133E.-2009/11695K. ve T. 27.04.2009 kararı. Ve Yargıtay 21. HD. 2004/1994E.-2004/5917K. ve T. 15.06.2004 kararı.
[13] http://www.bilirkisiler.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=45&Itemid=
[14] Aktaran Yahya DERYAL; Türk Hukukunda Bilirkişilik, Seçkin, Ankara, 2010
[15] Yahya DERYAL; Türk Hukukunda Bilirkişilik, Seçkin, Ankara, 2010
[16] Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku Adlı Eserinin 6. bası,  Öztekin Tosun, Türk Suç Muhakemesi Hukuku dersleri Adı Kitabının cilt 1
[17] Baki KURU; Hukuk Usulü Muhakemeleri Usulü; 1980, 4. Baskı, Cilt II, Sevinç Matbaası
[18] Ali Rıza YÜCEL, Türkiye Mühendislik Haberleri, Sayı;447-2008/1
[19] Yahya DERYAL; Türk Hukukunda Bilirkişilik, Seçkin, Ankara, 2010
[20] Yahya DERYAL; Türk Hukukunda Bilirkişilik, Seçkin, Ankara, 2010
[21] Ali Rıza YÜCEL, Türkiye Mühendislik Haberleri, Sayı;447-2008/1
[22] Prof. Dr. Kudret GÜVEN’ den alıntı
[23] Yargıtay 20. HD. E. 2003/4094 K. 2003/5011 T. 9.5.2003
[24] Av. Atilla İNAN, Rüknettin KUMKALE; Mali Müşavirler için Bilirkişilik Kılavuzu, Kendi Yayını, Ankara, 2010, 2. Baskı
[25] Yahya DERYAL; Türk Hukukunda Bilirkişilik, Seçkin, Ankara, 2010
[26] Av. Atilla İNAN, Rüknettin KUMKALE; Mali Müşavirler için Bilirkişilik Kılavuzu, Kendi Yayını, Ankara, 2010, 2. Baskı
[27] Baki KURU; Hukuk Usulü Muhakemeleri Usulü; 1980, 4. Baskı, Cilt II, Sevinç Matbaası
[28] Baki KURU; Hukuk Usulü Muhakemeleri Usulü; 1980, 4. Baskı, Cilt II, Sevinç Matbaası

Avukat Nur Hayat BURAN tarafından kaleme alınan “BİLİRKİŞİ: SORUN MU? ÇÖZÜM MÜ?” başlıklı makalenin tüm hakları yazarına aittir. Bilirkişi.Net yazardan aldığı özel izinle bu makaleyi yayınlamaktadır. Bu makale 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında korunmaktadır.