Makale Sahibi: Avukat Özlem KIRAL

 

ADLİ YARGIDA BİLİRKİŞİLİK, YURTDIŞINDAKİ UYGULAMALAR, SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 

AMAÇ ve KAPSAM

Günümüzün hızla gelişen ve değişen teknoloji ve ihtiyaçları nedeniyle, yargı erkinin gerekli her konuda uzmanlığa sahip olması mümkün değildir. Bu evrensel gerçeğin yanısıra, ülkemizde adli sistem çalışanlarının meslek içi eğitim yetersizliği ve adaleti dağıtmadaki başarı yerine mesleki kıdeme dayanan terfi şartları ile Yargıtay içtihatlarına dayanan karar verme mekanizması, bilirkişilik müessesesini ne yazık ki adeta zorunlu hale getirmektedir.

Bilirkişilik müessesesi, hakimin uzmanı olmadığı konularda karar vermesine yardımcı olacak ve adaletin tecellisini hızlandıracak çok önemli bir kurumdur ve sağlıklı yargılama yapılması için çok büyük önem arzetmektedir. İşbu çalışmada, bilirkişilik kurumunun mevcut uygulamaları, yırtdışındaki örnekleri ile birlikte değerlendirilecek ve yaşanan sorunlarla ilgili çözüm önerileri getirilecektir.
2. KANUNLARIMIZDA BİLİRKİŞİ KAVRAMI
Bilirkişilik kurumu, HUMK m. 275 ile CMUK m. 66’da düzenlenmiş olup, çözümü özel veya teknik bir bilgi gerektiren konularda hakimin bilirkişiye başvurabileceğini belirlemektedir.  Yargı organının kendi uzmanlığı ile çözebileceği konularda bilirkişiye başvurması kanunen mümkün değildir.
Bilirkişi tayini, hukukumuzda hakime ait olup, hakimin re’sen kullanabileceği bir yetkidir. Bilirkişinin görevi hakime yardımcı olmaktır. Hakimin-savcının ve/veya avukatın yerine geçerek karar vermek değildir. Kendisine verilen görevi, taraf tutmaksızın, objektif olarak değerlendirmeli, açık ve net tanımlamalar yapmalıdır. Bilrikişi raporu, hakim açısından takdiri delil niteliğinde olacaktır.
Hukukumuzda, bilirkişi olmak için tayin edilen yol, Adli Yargılama Komisyonu Başkanlığı tarafından seçilmektir. Adli Yargılama Komisyonu Başkanlığı, her adli yılda bilirkişilik için ilan verir ve bilirkişi ihtiyacı olan konuları belirler. İstekli kişiler, aranan şartları taşıması şartı ile Komisyon başkanlığına başvuru yapar ve uygun görülürse o konuya ilişkin bilirkişi olarak bir yıllığına atanır.
Bunun yanısıra, özellikle küçük il ve ilçelerde, herhangi bir listede kayıtlı olmamasına rağmen herhangi bir komisyon kararı olmaksızın, ismen tanındığı için bilirkişi olarak atanan kişiler de mevcuttur.
3. YURTDIŞINDAKİ BİLİRKİŞİLİK UYGULAMALARI
Anglo-Amerikan hukuk sisteminde, bilirkişilik profesyonel bir müessese olarak düzenlenmiş olup, hakimin re’sen başvurduğu bir delil değildir. Dahası, görüşlerinin teknik anlamda bir delil olduğu dahi söylenemez, zira bilirkişi beyanları ne hakimi ve ne de jüriyi bağlamaktadır. Bilirkişilerin buradaki görevi, hakime değil, iddia veya savunma makamına yardımcı olmaktır. Adversarial (mücadeleci) yargılama sistemlerinde, zaten aksi düşünülemez. Bilirkişiler iddia veya savunma makamlarından ücretlerini almakta, dolayısıyla buna uygun görüş sergilemektedirler. Yargılamaya aktif olarak katılan bilirkişiler, çapraz sorguya da alınabilir.
Avrupa hukukunda ise, bilirkişilik yine bir profesyonel müessese olmasına rağmen, uygulaması Anglo-Amerikan hukukuna göre daha katıdır. Şöyle ki; bilirkişiyi tarafların talebi üzerine ancak hakim atayabilir. Re’sen göz önüne alabileceği bir delil olmadığı gibi, reddetme hakkı da her daim mevcuttur. İddia veya savunma makamının bilirkişiye herhangi bir soru sormaları mümkün olmadığı gibi, bilirkişi raporu hakimi hiçbir şekilde bağlayıcı değildir.
Her iki sistemde de ortak olan özellikler şunlardır:
– Bilirkişiler “meslek” olarak bu işi yapmaktadırlar. Bilirkişilik, asıl işlerinin yanında yaptıkları bir ek iş değil, “asıl” işlerinin kendisidir.
– Bilirkişiler uzmanı oldukları konuda en yüksek kalite standartları ile çalışmaktadır ve mevcut en son teknoloji imkanlarını kullanmaktadır. Bilirkişi olarak tercih edilmeleri için de bu husus zorunludur. Bilirkişiler özel hayatlarına dahi dikkat etmekte, gerek mesleki ve gerekse özel hayatlarında yapabilecekleri en ufak bir yanlışın kendilerine itibar kaybettireceğini bilmektedirler.
– Bilirkişiye kendisinden yardım istenen konuyu anlatması, gerek görsel ve gerekse yazılı olarak izah edebilmesi için fırsat verilmektedir. Yargılamaya bilfiil dahil olan bilirkişiler, duruşma salonunda ya tarafların ya da hakimlerin sorularını yanıtlamakta, raporlarını izah etmekte ve gerektiğinde sunum yapabilmektedirler.
– Bir bilirkişi incelemesi yeterli görülmekte ve birden fazla bilirkişi incelemesi istenmemektedir. Bilirkişinin verdiği raporun yeterli olmaması durumunda kendisinden ayrıca izahat istenebilmekte, ancak “bir başka kişiden de rapor alınsın” denmemekte, böylece yargılamanın uzamaması sağlanmaktadır.
– Bilirkişinin yargılamaya bizzat dahil olması, sonu gelmeyen “rapor bekleniyor” ara kararlarının önüne geçmekte, dosyaların yıllarca bilirkişilerde sürüklenmesini engellemektedir.
– Bilirkişi kullanımı ve rapor hazırlanışları konusunda belli standartlar mevcuttur. Federal Judicial Center (FJC), 1994 yılında, mahkemelerde bilime dayalı delillerin kullanılışı hakkında bir kitapçık yayınlamıştır. (1)
İngiltere’de Lord Woolf tarafından hazırlanan ve medeni yargılama sisteminde reformu amaçlayan bir rapora uygun olarak yapılan 1999 tarihli Evidence Act ise, bilirkişi uygulaması da dahil olmak üzere pek çok konuda değişiklik getirmiştir ve belirli standartlar belirlemiştir. (2)
3. HUKUK SİSTEMİMİZDEKİ MEVCUT DURUM VE SORUNLAR
  Adli mekanizmamızın halihazırda yaşadığı sorunlar, dolayısıyla bilirkişilik kurumunun kalitesini ve kullanımını da etkilemektedir. Bilirkişilik kurumu konusunda kanuni düzenlememiz ve standartlarımız, hemen hemen hiç yoktur. Pratikte, konunun uzmanı olmayan, rapor hazırlamaktan dahi aciz olan ve hakimin yerine geçerek kendisine başvurulan konuda “karar” da veren bilirkişilerimiz söz konusudur.  Bu durum, sadece bilirkişilerin kalitesinden değil, adli mekanizmanın her aşamasında yaşanan sorunlardan kaynaklamaktadır.
Hukuk sistemimizde, bilirkişilik kurumu ne yazık ki yurtdışındaki örneklerinden ve amacından son derece uzaktır. Halihazırda, bilirkişilik kurumu önündeki davanın çözümüne yardımcı olmak şöyle dursun, büyük mağduriyetlere ve yargılamanın uzamasına sebebiyet veren bir kurum haline gelmiştir.
Çuvaldızı kendimize batırarak başlamak gerekirse, bilirkişilik kurumunun kalitesizliğinin en büyük nedeni, biz avukatlardan kaynaklanmaktadır.  Hakim ve savcı ile aynı eğitimi alan avukat, aynı onlar gibi dilekçelerinde adli bilimlere ait argümanları kullanamamakta, tartışamamakta, adli delillerin “kalitesini” sorgulayamamakta, bu nedenle de bilirkişi raporlarına karşı diyecekleri hep alışılmış ve bilindik hukuki argümanlarla sınırlı kalmaktadır. Hemen hemen hiçbir bilirkişi raporunu teknik yönden eleştirebilecek bilgiye sahip olmadığı için, çoğunlukla “başka bir bilirkişiden de rapor alınmasını” ileri sürmekte ve aynı teknik yetersizlikteki hakim ve/veya savcının da konuya yaklaşımı aynı olduğu için, bu talebi kabul görmektedir. Avukatların adli bilim konusunda bilgi sahibi olması, gerekirse meslek içi eğitimlerden geçmesi gerekmektedir.  Adli bilimler konusunda bilgi sahibi avukatlar, sürekli olarak yapacakları “ciddi” itirazlar ve adli argümanlar ile, bilirkişi kalitesinin düzeltilmesinde büyük rol oynayacaktır. Elbette, hiç kimsenin adli konularda uzman haline gelmesi beklenmemektedir. Burada anlatılmak istenen, avukatların temel bir bilgi sahibi olmaları ve özel uzmanlık isteyen adli konularda ise mahkemelerden bağımsız profesyonel yardım alma ihtiyaçlarının doğması ve bunu kullanmalarıdır.
Bilirkişi kalitesinin düşük olmasındaki ikinci temel neden ise, hakim ve savcılarımızdır. Yetersiz meslek içi eğitimler, olumsuz çalışma şartları, gelişen teknolojiler konusunda çoğunlukla bilgi sahibi olmamak, aşırı derecede işyükü ve delillerin öneminin gözardı edilmesi, ne yazık ki bilirkişinin etkisinin “konunun bilirkişiye sevki ile dosyanın bir süreliğine önünden kalkması”  ile sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Tüm bunlar, bilirkişilerin adeta istinaf mahkemeleri gibi çalışarak olaya ilişkin karar da vermeye başlamalarına neden olmuştur ve mevcut sistem, bu yaklaşımı desteklemektedir. Nitekim, kanunen mümkün olmamasına rağmen, artık pek çok hakim, bilirkişiden “tarafın hukuken hak kazanıp kazanmadığının da tespitini” istemektedir.
“Delilden sanığa gitme” uzun zamandan beri hayatımızda olan bir kavram olmasına rağmen, pratikte ne anlama geldiği halen anlaşılamamıştır. Avukat dilekçesinde ne istediğini belirtememekte, hakim ise bilirkişiden neyi isteyeceğini bilmemektedir. Yerel mahkemeler birbirinden farklı uzmanlık gerektiren pek çok konuya baktığından bilirkişiye başvurmak zorunlu hale gelmekte, ancak yukarıda izah ettiğimiz nedenlerden ötürü, bilirkişiden konunun çözümüne ilişkin neyin isteneceği konusunda dahi tereddüt yaşamaktadır. Bu noktada da konunun uzmanı olmayan, tanıdık-eş-dost olması nedeniyle seçilen ve tabiri caizse “kraldan çok kralcı” davranması kaçınılmaz olan bilirkişilik uygulamaları ortaya çıkmaktadır. Pratikte, inşaat hukukuna ilişkin davalarda jeologların, bilişim suçlarına ilişkin davalarda ise  internet cafe sahiplerinin bilirkişi olarak atandığı dahi görülmektedir. Bırakınız teknolojik ekipmanı kullanmak, konudan dahi haberdar olmayan bilirkişiler mevcuttur.
Bilirkişilik uygulamasında sorunların üçüncü temel nedeni ise, ücretlendirme sistemidir. Belirli bir standart ve uygulama birliğinin olmaması, bilirkişiliği cazip hale getirmemekte, konu ile ilgilenmesi gereken gerçek uzmanların uzak durmasına neden olmaktadır. Ancak milyon dolarlık ekipmanlar ile çözülebilecek teknik sorunlar olmasına rağmen, bu yatırımı yapabilmiş tek bir bilirkişi dahi yoktur. Ücretler çok düşük, vergi yükü ise çok fazladır. Bu problem, trilyonlarca liralık bir davada kendisine 1.000TL ücret takdir edilmiş bilirkişinin taraflar ile yakınlaşmasına, kayıt dışı ücretler talep etmesine de neden olmakta ve bu kurumun objektifliğini tamamen sarsmaktadır.
Bilirkişilik kurumundaki bu sorunlar, diğer pek çok sorun gibi hak ve adaletin halk gözündeki değer ve önemini düşürmekte, mahkemelere olan güveni sarsmaktadır.
4. SORUNUN YAKIN VE UZAK DÖNEM İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Bilirkişilik kurumundaki problemler için kısa dönemde şu çözüm önerileri sunulmaktadır:
Bilirkişilik ücretleri acilen belirli bir standarta kavuşturulmalı ve bilirkişilik işini cazip hale getirecek bir miktara çıkartılmalıdır. Gerekliyse, işbu ücretlerden belirli bir süre için vergi alınmamalıdır. Bu durum, başka işlerinin yanında bilirkişilik de yapmayı gereksiz hale getirecek, bilirkişi sadece kendisine tevdi edilen iş ile geçinebilecektir. Yine belirli bir süre için işbu ücreti taraflar değil, ileride haksız çıkan taraftan tahsil etmek üzere devlet karşılamalıdır.
Bilirkişi seçilebilmek için yüksek standartlar getirilmeli, uzmanlık sertifikaları istenmeli, hatta belirli dönemler halinde bilirkişiler uzmanı oldukları konularda sınavdan geçirilmelidir.

Mevcut bilirkişi raporu için gerekli görülen her türlü eksiklik giderilmeden konu ikinci bir bilirkişiye aktarılmamalı, mevcut bilirkişi ile çözüm sağlanmaya çalışılmalıdır.

Hukuken kimin haklı olduğunun bilirkişiden sorulması acilen engellenmelidir. Gerekliyse bu yöndeki kararlara imza atan hakim ve/veya savcının sorumluluğu doğmalıdır.
Sorunun uzak dönemdeki çözüm önerileri ise şöyledir:
Hukuk fakültelerinde adli bilimler konusuna daha büyük önem verilmeli, mezun olan her öğrencinin temel bilgiden ötesini de öğrenmesi sağlanmalıdır. “Delilden sanığa gitme” kavramının ne anlama geldiği ancak bu şekilde anlaşılabilecektir. Pratikte, delilin önemi yargılamanın hiçbir safhası tarafından dikkate alınmadığından, boş ve standart hukuki argümanlarla zaman geçiren bir avukat ve hakim/savcı topluluğu oluşmuştur. Deliller toplanmadan esas yargılamasına geçilmemesi esas olmalı, hakim bilirkişiye konuyu sevketmeden toplanan delillerin takdirini ve etkisini değerlendirebilecek durumda olmalıdır.
Bu amaç doğrultusunda gerektiğinde acil müdahaleler için bir “adli polis” birimi oluşturulmalı ve delil toplanması belirli standartlara bağlanmalıdır. Delillerin toplanma ve saklanma süreleri belirlenmeli, değerlendirmede kullanılacak laboratuar koşulları için asgari standartlar sağlanmalıdır.
İhtisas mahkemeleri kurulmalı, yerel mahkemelerin birbirinden farklı uzmanlık gerektiren bütün konulara bakması engellenmelidir. İhtisas mahkemelerinde, konu ile ilgili olarak uzman hakimler (mühendis-hakim gibi) bulunmalıdır.
Bilirkişilik için ayrı bir hukuki altyapı oluşturularak belirli standartlar sağlanmalı ve denetlemeler getirilmelidir. Örneğin aynı Barolar Birliği gibi bir meslek birliği oluşturulmalı, buraya kaytılı olmayanların bilirkişilik yapması engellenmelidir.
Avukat/hakim/savcılar için düzenli meslek içi eğitimler sağlanmalı, son teknolojik gelişmelerden haberdar olmaları sağlanmalıdır.
5. SONUÇ
Bilirkişilik, bugüne kadar pek dile getirilmese de adli yargımızdaki en büyük problemlerden biridir. Şimdiye dek eksik ve hatalı işleyen adli sistemimizin bir sonucu olarak görünmesine rağmen, giderek adli sistemimizdeki eksik ve hataların başlıca nedenlerinden biri olmuştur. Getirilecek bütün çözüm önerilerinin ülkemizin kendine has koşullarını karşılamasına önem gösterilmeli ve mükemmel sistemin hiçbir zaman sağlanamayacağı akıldan çıkarılmamalıdır. Gerçek çözüm, adaletin her ayağının insani koşullara uygun şartlarda çalışarak mülkün temelini sağlamasından geçecektir.
Kaynakça ve dipnotlar
(1) Daha fazla bilgi için http://www.fjc.gov adresine başvurunuz.
(2) Lord  Woolf  Report  to  the  Lord  Chancellor  on  the  civil  justice  system  in  England  and Wales. (http://www.law.warwick.ac.uk/woolf/report/).
– Ali  Cem:  “Anglo  –  Amerikan  Medeni  Yargılama Hukukunda Bilirkişilik (Uzman Tanıklar)”, 1991, S. 10-12 s. 827-828.
– Arş.Gör. Ertan DEMİRKAPI: “ANGLO – AMERİKAN HUKUKUNDA BİLİRKİŞİLİK KURUMUNDA YENİ EĞİLİMLER”, s. 12-15

Avukat Özlem KIRAL – tarafından kaleme alınan “ADLİ YARGIDA BİLİRKİŞİLİK” başlıklı makalenin tüm hakları yazarına aittir. Bilirkişi.Net yazardan aldığı özel izinle bu makaleyi yayınlamaktadır. Bu makale 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında korunmaktadır.