Makale Sahibi: SMMM Selçuk GÜLTEN

ADLİ MUHASEBE KAPSAMINDA UZMAN GÖRÜŞÜ

Adli muhasebe günümüzde yurtdışı uygulamalarının da etkisiyle, ülkemizde muhasebe alanında yeni bir meslek dalı olarak dikkati çekmektedir. Bu makalemizde muhasebesel bilgi ve analiz tekniklerinin adli süreçlere yardımcı olabilmek amacıyla kullanılmasına ilişkin bilimsel teknik ve yöntemleri gösteren adli muhasebe bilim dalının bir alt çalışma alanı olan uzman görüşü müessesesi tanıtılacaktır.

1.GİRİŞ
Günümüzün gelişen ekonomik ve finansal işlemleri, muhasebe bilimini de sürekli bir değişim ve gelişim içerisinde olmaya itmekte, bu süreçte yeni mali suçlar ortaya çıkmaktadır. Karmaşıklaşan bu ekonomik suçların aydınlatılmasında mahkemeler, avukatlar, kolluk kuvvetleri ileri düzey muhasebesel analizlere ihtiyaç duymaktadırlar. Günümüzde mahkemeler bilirkişilere başvurmakta ve bu bilirkişiler marifetiyle karşılaştıkları muhasebe yönü ağırlıklı olan somut olayları çözümlemeye çalışmaktadırlar. Çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde mahkemeler kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi ile bilirkişiye başvurabilmektedirler. Bu sebeple bilirkişilik müessesesi; yargıcın, hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı bir davada taraflar arasındaki anlaşmazlığa ilişkin gerekli bilgiyi yaratmak amacıyla ortaya çıkmıştır (Özkol; 2005:70). Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 268’e göre;  “Bilirkişiler, yargı çevresinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adli yargı adalet komisyonları tarafından, her yıl düzenlenecek olan listelerde yer alan kişiler arasından görevlendirilirler. Listelerde bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişinin bulunmaması halinde, diğer bölge adliye mahkemelerinde oluşturulmuş listelerden, burada da yoksa liste dışından bilirkişi görevlendirilebilir.” Bilirkişilerin listelere alınması sırasında mesleki deneyimlerinin ve uzmanlıklarının yeterince değerlendirilememesi, herhangi bir sınava alınmaması nedeniyle mahkemeler bilirkişilik uygulamalarından beklenen verimi alamamaktadır. Bazen aynı olayda bu sebeplerden birden çok bilirkişi görevlendirilmesi yapılmakta ve her birinin farklı rapor düzenlediği görülmektedir. Bazen de aynı bilirkişiden raporunun içeriğinin anlaşılamaması nedeniyle ek rapor talep edilmektedir. İşte bu gibi sıkıntılar hukuki uyuşmazlıklarda tarafları profesyonel kişilerden detaylı bir şekilde hazırlanmış uzman görüşü almaya itmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde uzman görüşü mahkemelerde çok sık kullanılmakta, bizdeki gibi liste uygulamaları olmasa da uzmanın kaç davada görüş bildirdiği, bu konularda ki deneyimi ve raporlarının doğruluğu gibi kriterler değerlendirilmektedir.

2. UZMAN TANIKLIK
Uzman tanık en kısa ifadeyle belirli bir konuda eğitim ve deneyim sahibi olan uzman mahkeme tanığıdır (Albrecht ve Diğ.; 2009: 632). Uzman tanıklık kapsamında bilirkişi örneğin vergi mahkemesine sadece yazılı rapor vermekle kalmayacak, aynı zamanda raporunun sözlü sunumunu yapacaktır. Yapacağı bu sözlü sunumla ilgili olarak hakim, savcı, avukat, karşı taraf avukatı gibi ilgili kişilerin sorularını yanıtlayacak bir nevi sözlü görüşte bildirmiş olacaktır. Çalışmamızın konusunu oluşturan uzman tanıklık muhasebe, vergi boyutu ağır basan hukuki uyuşmazlıkların tüm boyutlarının ayrıntılı bir şekilde analiz edilerek, doğru, objektif belge ve görüşlere dayanan bir şekilde raporunun yazılması, yazılan raporun adli mercilerde sözlü sunumunun yapılarak konuyla ilgili tarafların sorularının cevaplanması süreci olarak tanımlanabilir. Uzman şahit, bir adli dava sürecinde avukatlara, hâkimlere ve jüri üyelerine dava konusu olayın teknik yönüyle ilgili eğitim veren uzman meslek mensubudur(Pehlivan, 2010:27). Avukatlar adli muhasebeciyi, uzman görüşü almak amacıyla duruşmaya dahil edebilir; alınan görüş adli muhasebecinin uzmanlık alanıyla ilgili olması gerekmektedir (Aktaş ve Kuloğlu, 2008: 112).
Türk hukuk sisteminde tanık, genel olarak bir olayı kendi gözleriyle gören ve beş duyu organı ile algılayan kişi için kullanılır. Sanığın mahkumiyeti veya beraati için önem taşıyan tanığın suç konusu olay için bilgi ve görgüsüne başvurulur. Adli muhasebede uzman tanık denilerek kastedilen, belli bir eğitim, deneyim ve bilgi birikimine sahip olan kişilerin mahkemelerde bildirdikleri görüş anlatılmak istenmektedir. Adli muhasebecinin örneğin bir vergi davasında bildireceği görüşte devletin veya mükellefin büyük boyutlarda ekonomik kayba uğramasına yol açabileceğinden önemlidir.
Uzman tanıklık, bir uzmanın kendi uzmanlık alanı dahilinde dava konusuyla ilgili olarak önceden yapmış olduğu bilimsel araştırmalar sonucunda elde ettiği bulguları belge ve görsel araçlar yardımıyla mahkeme sırasında sunarak tanıklık yapmasıdır (Çabuk ve Yücel; 2012:35). Günümüzde ticari işlemlerin sonuçları, iflaslar, kazançların düşmesi, varlıkların değerlemesi, finansal tablo hileleri, ticari marka ihlalleri ve sözleşmelere aykırı davranışlar gibi pek çok konunun çözümünde adli muhasebecilerden faydalanılmaktadır (Telpner ve Mostek; 2003: 8-10). Bir adli muhasebeci mahkemede konusunun uzmanı olarak, objektif ve sakin bir şekilde, avukatların veya hakimlerin çözemeyeceği ve uzmanlık bilgisi gerektiren karmaşık muhasebe sorunlarına ilişkin görüşlerini açık ve anlaşılır bir dille sunmaktadır (Pazarçeviren; 2005: 9).
Adli sorunların çözümünde geleneksel muhasebeciden veya bilirkişiden farklı olarak, muhasebe, hukuk, denetim, psikoloji, suç bilimi, grafoloji gibi diğer bilim dallarının da yöntemlerini kullanarak analizler yapmak, uzman tanıklık kapsamında adli muhasebecilerin bir görevidir. Ülkemizde avukatların, savcıların ve hakimlerin, özellikle vergi ve muhasebe gibi mevzuatın sık değiştiği ve karmaşık bir yapıya sahip olan, ekonomik ve mali konularda gerekli ve yeteri kadar bilgiye sahip olmadıkları, vergi ve muhasebe kayıtlarına veya mali tablolara bakarak analiz ve yorumlar yapamadıkları, kolayca kabul edilebilecek bir gerçektir. Uzman tanıklık için adli muhasebecilere; kar dağıtımları, boşanma davaları, ortaklık payları, çeşitli ceza davaları, vergi davaları, firma değer tespit davaları,firma birleşme veya devirleri, ihale hukuku ile ilgili davalar, kara paranın aklanması ile ilgili davalar, hileli iflas davaları, kredi kartı dolandırıcılıkları, çek senet davaları, bilişim suçları ile ilgili davalar, işçi tazminat davaları gibi pek çok dava nedeniyle başvurulabilir. Hukuk ile muhasebe bilimlerinin konularının kesiştiği burada sayılamayacak kadar çok dava türü veya hukuki uyuşmazlık söz konusu olabilir. Ancak bu dava veya hukuki uyuşmazlık türlerinin her birinde uzman tanığın görevi adaletin sağlanmasına yardımcı olacak doğru, dürüst, gerçek, tarafsız teknik bilgileri sunmaktır. Yalnız uzman tanık, kendisini hakim yerine koyarak karar veremeyeceği gibi savcı yerine koyarak da araştırdığı konu ile ilgili tarafları doğrudan doğruya suçlayamaz. Uzman tanık yaptığı araştırmalar esnasında ulaştığı görüşleri destekleyecek delilleri hukuka aykırı yollardan elde edemez veya kendisi yasa dışı deliller oluşturamaz. Delil toplama sırasında özel hayatın ihlali, kanunsuz dinleme, yasadışı meskene veya işyerine giriş gibi suç sayılan fiillerde bulunamaz. Bu sebeple uzman tanıklık yapan kişinin kendisinin de yeterli hukuk bilgisine sahip olması gerekir. Uzman tanığın, herhangi bir araştırma yapmadan, mahkeme için sözlü sunum hazırlığı (görsel materyaller, tablolar vs.) veya prova gibi ön hazırlıklarını tamamlamadan görüş bildirmesi de doğru olmaz. Ayrıca uzman tanık mahkemede sözlü uzman görüşü bildirirken bir savcı, avukat veya hakim gibi değil bir uzman olarak davranmak, gerçek ve tarafsız bilgi vermek zorundadır.  Çelişkili ifadelerde bulunması, mesleğin genel kabul görmüş ilke ve standartlarının dışında görüş bildirmesi, adaleti yanıltmaya çalışma kapsamında değerlendirilebileceği gibi kişinin uzmanlığına da gölge düşürebilir. Uyuşmazlıkları, hukuksal ihtilafları sadece mahkemelerdeki adli muhasebe analizlerinin açıklanması aydınlatabilir(Belov ve Belov; 2004:404). Uzman tanıklık sırasında mağdurun, davalının, davacının avukatların veya savcının söz, tavır veya hareketlerinin, bazı olaylarda ise yazılı veya görsel medyanın etkisi altında kalınmaması gerekir. Bir serbest adli müşavirin mahkemelerde ifade verirken göz önünde bulundurması gereken temel ilke ve kuralları kısaca maddeler halinde inceleyecek olursak (Gülten ve Kocaer; 2011: 129-131);
a) Taraf Tutmaksızın Uzman Görüşü Bildirmek: Serbest adli müşavirler mahkemelerde ifade verirlerken kendilerini, hakim savcı veya avukat yerine koyamazlar. Kesinlikle uzmanlıklarının öngördüğü çerçevede gerçekleri çarpıtmadan ifade vermeleri esastır. Başka bir uzmanında aynı olayı incelediğinde aynı bilgi ve belgelerle aynı sonuca ulaşabilmesi gerekir. Serbest adli müşavirin ücretini avukatın ödüyor olması bir takım gerçeklerin gizlenmesini veya olduğundan farklı yansıtılmasını kesinlikle gerektirmez.
b) Gerçekleri Abartmamak veya Küçümsememek: Serbest adli müşavirler gerçeği kendi görüşlerini eklemeden objektif olarak açıklamalıdırlar. Gerçeğin boyutlarını değiştirerek olayı fazla abartmak veya küçük göstermek de uzman davranışı olarak nitelendirilemez. Serbest adli müşavir yapacağı sözlü anlatımda azami mesleki özeni göstermek zorundadır.
c) Görsel Araçlardan Yararlanmak: Uzman tanıklığı kapsamında davada görüşünü açıklayan serbest adli müşavirin tablolar, grafikler ve şekillerden yararlanarak açıklamalarını desteklemesi her zaman istenen bir durumdur. Çünkü karmaşık muhasebe hesaplamaları veya pek çok rakamın peş peşe açıklanmasından çok grafik, şekil ve tablolar akılda kalır.
d) Net ve Kesin İfadeler Kullanmak: Serbest adli müşavirlerin mahkemede olayla ilgili görüş bildirirken daima net ve kesin ifadeler kullanması gerekir. Aksi halde ifadesinde belirsizlikler olduğu, konuyu iyi araştırmadığı gibi yanlış imajların oluşmasına neden olabilir. Anlatımlarda konuyu en net ifade eden kelimelerin seçilerek cümleler kurulması şarttır.
e) Açıklayıcı ve Öğretici Anlatım: Serbest adli müşavir dava kapsamında hakim önünde sözlü ifade verirken konunun taraflarca tüm boyutlarının anlaşılabilmesi için açıklayıcı ve öğretici bir tarzda konuşması gerekir. Tabi burada temel amaç konu ile ilgili yönleri muhasebe bilgisi yetersiz olan kişilere onlarında kolayca algılayabileceği şekilde açıklayabilmektir. Yoksa üniversite ders verir gibi bir hava yaratmak çok abartılı olacaktır.
f) Varsayımlar Yapmamak: Konu ile ilgili olarak yapılacak tüm açıklamalarda eldeki belge, bilgi ve delillere göre hareket etmek gerekir. Teori ve varsayımlar üreterek kesin olmayan bilgilerle hiç kimseyi suçlamamak esastır. Bir takım hipotezlerden yola çıkarak yapılacak olan suçlamalar haksız yere gerçekte suçsuz birisinin ceza almasına neden olabilir.
g) Konudan Konuya Geçmemek: Serbest adli müşavirlerin mahkemelerde uzman tanıklık kapsamında ifade verirken konudan konuya geçmeden konuyu dağıtmadan açıklamalar yapması gerekir. Aksi halde iletilmek istenen mesaj karşı tarafa gereken şekilde aktarılmamış olacaktır. Sözel ifadeleri dinleyen insanların bir süre sonra dikkatinin dağıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun yanı sıra konudan konuya geçerek birbiri ile alakasız pek çok hususu birlikte anlatmak kişilerin dikkatini daha fazla dağıtacaktır.
h) Soruları Dinleyip Yanıtlamak: Hakimin, Cumhuriyet savcısının, müdafi veya vekil avukatın serbest adli müşavire bilirkişi tanıklığı görevi sırasında çeşitli sorular soracağı açıktır. Serbest adli müşavirin soruları dikkatli dinleyerek anlaması ve dikkatli bir şekilde cevap vermesi gerekir. Soruya uygun olmayan cevaplar vermesi durumunda ise konu ile ilgili anlatım zafiyeti oluşacaktır.
i) Tutarlı Anlatım: Serbest adli müşavirlerin mahkemelerde verecekleri ifadelerde yapacakları en büyük hata tutarlı olmayan açıklamalar yapmasıdır. İşte bu durumda davanın tarafları veya hakim serbest adli müşavirin vereceği bilgileri sorgulayacak, güvenilir olmadığını ileri sürebileceklerdir. Daima uzman bir kişi olarak serbest adli müşavirin tutarlı ifadelerde bulunması anlatımları sırasında kendi kendisi ile çelişkiye düşmemesi gerekir.
j) Ön Hazırlık Yapmak: Serbest adli müşavirin mutlaka mahkemelerde vereceği uzman tanıklık ifade ve sunumları ile ilgili ön hazırlık yapması gerekir. Genelde prova şeklinde gerçekleşen bu durumda serbest adli müşavir sanki mahkemede hakim karşısındaymış gibi açıklamalar yapar.
Uzman görüşü uygulamalarının ülkemizde henüz belirli standartlara oturmadığı gerçeği göz önünde bulundurularak mahkemelerde uzman görüşü alınacak kişilerin uzmanlıklarının iyi sorgulanması gerekmektedir. Aksi halde yüksek ücretler ödenmesine rağmen istenen sonuçların alınamaması sonucuyla karşılaşılabilecektir.

3. HUKUKSAL ZEMİN
Anayasamızın Yargı ile ilgili hükümleri içeren üçüncü bölümünde “Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlıklı 138’nci maddesinde çok önemli bir düzenleme yer almaktadır. Buna göre “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler” denilmektedir. Doğal olarak hakimlerin vicdani kanaatinin oluşum yeri “duruşma” olacaktır.
CMUK’a göre de, “çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin rey ve mütalaasının alınmasına karar verilir” (m.66). Yeni ceza muhakemeleri kanunu hukuk sistemimize pek çok yenilik getirdiği gibi çapraz sorgu imkanını da getirmiştir. Çapraz sorgu, eski kanunda da bir takım hükümler olsa da uygulama alanında hayat bulamamıştı. Yeni kanunun 201’nci maddesin de;
“(1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.
(2) Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir. “ denilmiştir. Türkiye’de adli muhasebe veya bu mesleği ifa edecekleri tanımlayan serbest adli muhasebeciliğin hukuki alt yapısı oluşmadığından meslek yasası ve örgütleri, mesleğe giriş sınavı, staj, sertifikasyon gibi diğer tamamlayıcı unsurlar yoktur. Ancak adli muhasebenin uzman tanıklık alt dalına yönelik hukuksal zemin oluşmuştur. Buna göre mahkemelerde bilirkişilerin raporlarını anlatması, ve Cumhuriyet savcısı, Hakim, Mahkeme başkanı, müdafi veya vekil sıfatına sahip avukat sorularını cevaplaması mümkündür. Sanık veya katılanlar doğrudan olmasa da mahkeme başkanı veya hakim aracılığı ile bilirkişiye soru sorabilirler.
04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili maddeleri şöyledir.

Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrası

MADDE 149-
(1) Mahkeme, tarafların rızası olmak şartıyla, kendilerinin veya vekillerinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine izin verebilir.
(2) Tarafların rızası olmak kaydıyla, mahkeme; tanığın, bilirkişinin, uzmanın veya bir tarafın dinlenilmesi esnasında başka bir yerde bulunmalarına izin verebilir. Dinleme, ses ve görüntü olarak aynı anda duruşma salonuna nakledilir.
Yukarıdaki maddede mahkemelerde duruşma sırasında bilirkişi veya uzmanın dinlenebileceği açıkça belirtilmektedir. Ayrıca söz konusu kanunun bir diğer maddesinde ise, bilirkişiye soru sorulabileceği şu şekilde ifade edilmektedir.

Soru yöneltme

MADDE 152-
(1) Duruşmaya katılan taraf vekilleri; tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılan diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Taraflar ise hâkim aracılığıyla soru sorabilirler. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde, sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine hâkim karar verir.
(2) Toplu mahkemelerde, hâkimlerden her biri, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.
Yukarıdaki madde metninde bilirkişiye soru sorabilmek için taraf vekillerinin sadece duruşma disiplinine bağlı kalmaları şart olarak gösterilmiştir. CMUK’takine benzer olarak taraflar yine hakim aracılığı ile bilirkişiye soru sorabilmektedirler.
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu 154’ncü maddesinde “beyanda bulunana okunmak kaydıyla taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanı” tutanağa bağlanır hükmü yer almaktadır. Uzman kişi denildikten sonra anlatılmak istenen yine söz konusu kanunda belirtilmiştir. Buna göre,

Uzman görüşü

MADDE 293-
(1) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.
(2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir.
(3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz.
Yukarıdaki madde metninde de uzmanın dinlenebileceği belirtilmiş hatta, adli muhasebenin alt çalışma alanı olan uzman tanıklığa çok uygun bir şekilde eğer uzman raporu uzman mahkemeye gelmedikçe değerlendirilmemektedir.

4. UZMAN TANIK İLE BİLİRKİŞİNİN FARKLARI
Adli muhasebe biliminin bir alt çalışma alanı olan uzman tanıklık, mahkemelerde ihtilaf konusu olan muhasebesel boyutu ağır basan hukuksal ihtilaflara ilişkin rapor düzenlenmesini ve düzenlenen raporun, tablo, grafik ve diğer görsel öğelerle desteklenmiş sözlü sunumunun yapılmasını, gelen soruların yanıtlanmasını ifade eder. Klasik bilirkişiden uzman tanığın farklılıkları şunlardır(Gülten ve Kocaer; 2011:37).
a) İnceleme Kapsamı: Bilirkişi mahkeme tarafından kendisine gönderilen dosya ile ilgili olarak yazılı görüş bildirir. Adli muhasebeci ise işletme faaliyetlerinde hukuki sorun doğurabilecek hile, yolsuzluk ve suistimalleri de araştırır. Yani adli muhasebecinin şüpheci bir bakış açısıyla araştırması salt bir hukuksal problemin dışında çok daha geniş bir alanı kapsar. Konunun tüm boyutlarının hukuki ihtilafı çözebilecek şekilde değerlendirilmesi gerekir.
b) Kullanılan Teknikler: Bilirkişi kendisine mahkeme tarafından gönderilen olayla ilgili rapor yazabilmek için genel kabul görmüş denetim ve araştırma tekniklerini kullanmaktadır. Oysa adli muhasebeci yazı analizleri, soruşturma gibi kaynağını hukuk ve kriminoloji bilimlerinden alan çok daha geniş teknikleri kullanmaktadır. Çoğu zaman kredi kartı yolsuzlukları veya bilgisayar suçlarıyla ilgili durumlarda adli muhasebeci ileri bilişim tekniklerini kullanmaktadır. Uzman tanık kendi geliştirdiği teknikleri de kullanarak, mesleki bilgi ve tecrübesini de kullanarak çok geniş ve modern teknikler kullanmaktadır.
c) Sorumluluk Açısından: Müşteri açısından incelendiğinde bilirkişi sadece mahkemeye karşı sorumludur. Genelde bilirkişilerin raporlarının yeterli ve açık olmaması nedeniyle bir mahkemenin aynı olayla ilgili birkaç bilirkişiye başvurduğu veya ek açıklama istediği de görülmektedir. Oysa uzman tanık sözleşme yaptığı kişilere (Avukat veya mağdur olduğunu düşünen kişi) karşı da titiz ve uzmanlığına uygun bir çalışma yapmakla sorumludur. Ayrıca uzman tanıklar mahkemelere karşı da sorumludur.
d) Çalışma Planı Açısından: Bilirkişi önceden belirlediği sürelerde elindeki dosyalarla ilgili görüş bildirir. Oysa uzman tanığın karşılaşacağı olayların ve araştıracağı konuların kapsamı çok geniş olduğu için işin standart plan ve programlara göre gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Uzman tanık çalıştığı olaylarla ilgili karşılaştığı, şüphelendiği hususlara daha çok zaman ayırmak zorundadır. Yani çalışması sorgulama, araştırma sürecinde çok ciddi bir şekilde yön değiştirebilir. Bu sebeple uzman tanığın gün ve gün belirleyebileceği sistematik bir çalışma planı yoktur.
e) İncelenen Materyaller Açısından: Bilirkişiler muhasebe kayıtları, faturalar, cari hesap mutabakatları, hesap ekstreleri gibi klasik muhasebe bilgilerinden faydalanırlar. Oysa muhasebeciler kanıt toplama da sadece bu belgelerle yetinmeyip, şirket içi yazışmalar, e mail kayıtları, msn görüşmeleri, fotoğraflar, kamera kayıtları gibi çok daha geniş kaynakları kullanmaktadırlar. Uzman tanık için öncelikle önemli olan hukuki uyuşmazlığa konu olan olayın muhasebesel boyutunu tüm yönleriyle açıklamak olduğundan incelediği materyeller de çok geniştir.
f) Sözlü Sunum ve Yazılı Görüş Bildirme:  Bilirkişi de uzman tanıkta ulaştığı sonuçları, çalışmalarının neticesini yazılı olarak bir rapora bağlar. Ancak bir bilirkişi raporun içeriğini sözlü olarak açıklamazken uzman tanık mahkemelerde sözlü olarak hazırladığı raporu anlatır. Bu sözlü anlatımda, görsel sunum öğelerini, grafik ve tabloları, hitabet yeteneklerine uygun olarak kullanır.
Bu özellikler birlikte değerlendirildiğinde bir klasik bilirkişi ile uzman tanığın aynı mesleği icra ediyorlar şeklinde itham edilemeyecekleri anlaşılacaktır.

5. SONUÇ
Uzman görüşüne başvurmak, bir uzmandan yazılı görüş almak, alınan yazılı görüş-lerin yine aynı uzman tarafından mahkemede sözlü açıklamasını dinlemek adaletin tecelli ettirilmesinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Uzman tanıklık uygulamalarının zamanla ülkemizde de standartlaşacağı ve bu konuda meşhur denilebilecek kişilerin ortaya çıkacağını düşünmek pek de yanlış olmaz. Bu sebeple uzman tanıklık uygula-malarını tanıtan kitap, makale, tez gibi bilimsel çalışmaların arttırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Uzman tanık ile ilgili yasal düzenlemeler ülkemizde çok modern bir şekilde düzenlenmiştir. Ancak uygulamada bu konu yeterince bilinmemekte avukatlar, davacı veya davalılar tarafından da uzman tanık hizmetlerinden faydalanma derecesi oldukça düşük bir seviyede kalmaktadır. Uzman tanıklık uygulamalarının tanıtılması gerektiği kadar, belli bir sürenin geçmesi sonucunda faydalarının görülerek toplumda daha fazla rağbet göreceğini söylemek çok yanlış olmaz.
Uzman tanıklık, mahkemelerin gerçeğe ulaşmasında bilirkişilik müessesinin aksayan yönlerini de giderebilecek yeni bir alternatif olarak göze çarpmaktadır. Uzman tanıkların sicil kayıtlarının tutulması, mahkemelere sundukları raporların ayrıca arşivlenmesi, uzman tanık derecelendirme, not verme gibi diğer modern uygulamaların da ileride ülkemizde görülebileceğini düşünmekte çok yanlış olmayacaktır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

AKTAŞ, Hüseyin ve Gökhan KULOĞLU (2008); “Adli Muhasebe ve Adli Muhasebecilik Mesleği”, Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi, Yıl:8, Sayı:25, Mayıs.
ALBRECHT W. Steve, Conan C. Albrecht, Chad Albrecht, Mark F. Zimbelman (2009); “Fraud Examination”, Third Edition, Cengage Learning, Inc, USA.
BELOV, Andrey Anatoleviç ve Anatoliy Hikolayeviç BELOV(2004); “Adli Muhasebe Analizleri”, Kitap Dünyası Yayınları, Moskova
ÇABUK, Adem ve Elif YÜCEL (2012); “Adli Muhasebecilik Mesleği ve Türkiye’de Uygulanabilirliğine Yönelik Bir Araştırma”, Muhasebe Finansman Dergisi, Nisan 2012, Sayfa 27-50.
GÜLTEN Selçuk ve İlyas KOCAER (2011); “Adli Muhasebe Uygulamaları”, Ankara Ofset, Ankara
ÖZKOL, Ahmet, E. (2005); “Bilirkişilik ve Adli Muhasebe”, Muhasebe Bilim Dünyası Dergisi, Cilt:7, Sayı:3, Eylül, Sayfa 69-80.
PAZARÇEVİREN Selim Yüksel, (2005); “Adli Muhasebecilik Mesleği”, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, s.1-19
PEHLİVAN, Abdülkadir (2010); “Adli Muhasebe Eğitimi ve Türkiye’de Adli Muhasebe Eğitiminin Geliştirilmesine Yönelik Bir Araştırma”, Atatürk Üniversitesi, SBE, Yayınlanmamış Doktora Tezi.
TELPNER, Zeph ve  Michael MOSTEK (2003); “Expert Witnessing in Forensic Accounting: A Handbook for Lawyers and Accountants”, CRC Press, USA

SMMM – Selçuk GÜLTEN – tarafından kaleme alınan “ADLİ MUHASEBE KAPSAMINDA UZMAN GÖRÜŞÜ” başlıklı makalenin tüm hakları yazarına aittir. Bilirkişi.Net yazardan aldığı özel izinle bu makaleyi yayınlamaktadır. Bu makale 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında korunmaktadır.